Brett McGurk, George W. Bush, Barack Obama, Donald Trump ve Joe Biden dönemlerinde üst düzey ulusal güvenlik pozisyonlarında görev yapmış bir CNN küresel işler analisti. Bab el-Mandeb Boğazı, Arabistan Yarımadası ile Afrika’yı ayıran dar bir su yolu olarak biliniyor. Kuzeyden Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlarken, güneyden Süveyş Kanalı aracılığıyla Akdeniz’e erişim sağlıyor. Mevcut savaşlardan önce, bu geçiş yolu dünya genelindeki konteyner trafiğinin yaklaşık %30’unu taşıyordu. Araçlar, mobilyalar, yiyecek ve enerji gibi ürünler, en dar noktasında sadece 32 kilometre genişliğe sahip bir geçişten geçiyor. Bu boğaz olmadan, Asya ile Avrupa arasında seyahat eden gemilerin Güney Afrika ve Ümit Burnu’ndan dolaşması gerekiyor; bu da binlerce mil, günlerce seyahat süresi ve artan mal fiyatları anlamına geliyor.
İRAN'IN KONTROL STRATEJİSİ
Devam eden İran ile çatışma, özellikle Hürmüz Boğazı’na ve dünya enerji trafiğine olan bağımlılığa dikkat çekiyor. İran, Washington’a savaşın durdurulması ve barış görüşmeleri için baskı yapmak amacıyla Hürmüz’de gemilere saldırdı. Bu taktik, İran tarafından yıllar önce Bab el-Mandeb’de geliştirildi ve geçtiğimiz hafta Yemen’deki müttefik militan güçlerin yeni bir taarruzu sonrası tekrar edileceği bekleniyor. Bab el-Mandeb, kelime anlamıyla “Ağlama Kapısı” olarak çevriliyor. Efsanelere göre, eski depremler ve sellerin Afrika ile Arabistan’ı ayırdığı ve sayısız insanın ölümüne neden olduğu söyleniyor. Ancak kesin kökeni bilinmiyor.
YEMEN'DE HUSİLERİN YÜKSELİŞİ
1979’dan bu yana İran’ın devrimci hükümeti, ideolojisini ve etkisini Orta Doğu’da genişletmeye çalıştı. Bu amaçla, İslam Devrim Muhafızları ve elit Kudüs Gücü aracılığıyla, bölgede silahlı grupları eğitmekte ve donatmaktadır. Lübnan’daki Hizbullah, Gazze’deki Hamas ve Filistin İslami Cihadı, Irak’taki milisler ve artan bir şekilde Yemen’deki Husiler bu gruplar arasında yer alıyor. Strateji basit: Zayıf veya bölünmüş devletlerde silahlı ağlar kurarak, İran’a stratejik derinlik ve manevra kabiliyeti kazandırmak.
HUSİLERİN YÜKSELİŞİ VE SAVAŞIN SEYRİ
Husiler, 1980’lerin sonlarında ve 1990’larda Yemen’in kuzeyinde, Zeydi Şii bir canlanma hareketinin sonucu olarak ortaya çıktı. Hüseyin el-Husi liderliğinde, siyasi ve askeri bir harekete dönüştü ve Yemen’in merkezi hükümetine karşı tekrar eden savaşlar verdi. 2014 yılında Husiler, Yemen’in başkenti Sana’yı ele geçirerek hükümeti güneyde sürgüne gönderdi. Donald Trump, Husileri Yabancı Terörist Örgüt olarak tanımlamıştı. Yardım kuruluşları, bu durumun yardım operasyonlarını hukuki risk altına sokabileceği ve insani krizi kötüleştirebileceği konusunda uyarılarda bulundu. Biden yönetimi, bu durumu değiştirerek Husilere yönelik yaptırım ve operasyonları sona erdirdi.
DİPLOMASİ VE ASKERİ HAREKETLERİN DENGESİ
Biden yönetimi, bir ateşkes ve siyasi çözüm için özel bir elçi atadı. Aynı dönemde ABD askeri, bölgedeki varlıklarını geri çekti. Washington’un diplomasiye odaklanması, genelde diplomasi için gerekli olan sert güç desteği olmadan gerçekleşti. ABD geri çekilirken, İran bu durumu fırsat bilerek Husilere silah ve teknik destek sağlamaya devam etti. 2022 Nisan’ında ABD, bir ateşkesi kolaylaştırdı ancak bu durum Husilerin avantajını artırdı. 2023’te, Hamas’ın Ekim 7’deki saldırıları sonrası İran destekli gruplar, bölgedeki çatışmalara katıldılar.
YENİ BOYUT VE STRATEJİK TEHDİT
10 Ocak 2024’te, Oman’da İranlı yetkililerle gizli bir toplantı gerçekleştirdim. Husilerin, ticari gemilere ve ABD liderliğindeki deniz kuvvetlerine yönelik en büyük saldırısını düzenlediği geceden önce, bu toplantı yapıldı. Bu saldırı, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD Donanması’na karşı gerçekleştirilen en büyük saldırıydı. Toplantı başarısız oldu ve Biden, Husilere yönelik ilk büyük ABD saldırılarını emretti. Washington, Yemen’deki sessizliğin önemli bir stratejik kaymayı sakladığını anladı.
HUSİLERİN STRATEJİK KONTROLÜ
Trump döneminde Husilerin terörist olarak yeniden sınıflandırılması ve gruba karşı ABD saldırılarının artmasıyla birlikte, Oman bir uzlaşma sağladı. Ancak bu uzlaşma, yalnızca Husilerin ABD gemilerine saldırmamalarını kapsıyordu. Son haftalarda, Husilerin Bab el-Mandeb Boğazı’nı kontrol etme yetenekleri artarken, çatışmalar yeniden alevlendi. Husiler, konvansiyonel silahlarıyla ticari gemilere saldırabilir hale geldi. Şu anda gemiler hâlâ Bab el-Mandeb’den geçiyor, ancak Husilerin bu geçidi kapatma yeteneği, Tahran’a ek bir manevra kabiliyeti sağlıyor. Bu yeni durum kalıcı mı, bilinmiyor. Yemen’deki cephe hatları sık sık değişiyor ve Washington, her an yeni bir gelişmeye hazırlıklı olmalı.