Michelle Cabrera’nın vücudu donakaldı; takip ettiği kafa lambasının ışığı uçurumun içinde kaybolmuştu. Karanlıktan gelen bir ses ona bağırarak emir veriyordu: “Devam et, atla. Bunu yapmak zorundasın.” Paniğe kapılan Cabrera etrafına bakındı ve titreyen lambasının ışığı yerde küçük, pürüzlü bir deliğe odaklandı. Derin bir nefes alarak kenara doğru ilerledi ve deliğin içinde su gördü. Yumuşak bir iniş yapacağı düşüncesi anlık bir rahatlama sağlasa da ikinci bakışında suyun altında sivri kayalar olduğunu fark etti. Üstelik mesafe hiç de küçük değildi; yaklaşık 7-8 metre aşağıdaydı. Kendini içine soktuğu durum karşısında ağlamaya başladı. Cabrera, “Titreyen bir sesle yapamayacağımı söylediğimi hatırlıyorum. Açıklık o kadar dardı ki yanlış atlayıp kayalardan birine düşseydim ölebilirdim. Zamanımın dolduğunu düşündüm ve sürekli ailemi düşündüm” diye anlatıyor.
GÖRME YETİSİNİ KAYBETME KORKUSUYLA YÜZLEŞMEK
Chicago banliyösünde büyüyen Cabrera için doğaya çıkmak tamamen yabancı bir şey değildi. Babasından ilham almıştı. Babasının maceraperest olduğunu ve çocukken Wisconsin’de balık tutmak gibi doğa temelli gezilere çıktıklarını söyleyen Cabrera, Anthony Bourdain ve Steve Irwin belgesellerini izlediklerini, Indiana Jones’un da seyahat etme ilhamı verdiğini belirtiyor. 2023 yılında 19 yaşındayken retina incelmesi teşhisi kondu. Bu durum körlük riskini ciddi şekilde artırıyordu. Cabrera, “Zaten ileri derecede miyopum ama birden görüş alanımda uçuşan cisimler gördüm ve hemen kontrol ettirmem gerektiğini anladım” diyor. 30 dakikalık gergin bir göz muayenesinin ardından retina incelmesinin yol açtığı yırtılma veya retina dekolmanı riskinin, mevcut kötü görüşüyle birleşince kullanılabilir görüşünün bir yıl içinde kaybolabileceği söylendi. Cabrera, saatlerce odasında oturup hıçkıra hıçkıra ağladığını, kör olmaktansa ölmeyi tercih edeceğini düşündüğünü ve depresyona girdiğini anlatıyor.
GENÇLİK HAYALİNİN PEŞİNDEN ASYA’YA YOLCULUK
Günler sonra odasını temizlerken 10 yaşında yazdığı bir günlük buldu. Küçük yaştaki kendisinin dünyayı, özellikle Asya’yı gezmek istediğini yazdığını gören Cabrera, bir şeylerin değişmesi gerektiğine karar verdi. Hemşirelik bölümünde okurken yaz tatilinde Nepal’e giderek üç ay boyunca uzak bir Himalaya köyünde İngilizce öğretmenliği yaptı. Bu deneyim ona seyahat etme ve insanlarla bağ kurma arzusu aşıladı. Döndüğünde daha fazla macera yaşamaya karar verdi. “Uçaktan iner inmez kendi kendime ‘Neden emekli olana kadar bekleyeyim ki?’ diye düşündüm. Amerikan kültürü daha çok dokuzdan beşe çalışma, emekli olup sonra seyahat etme üzerine ama seyahat ettiğinizde de sadece tatil köylerine gidiyorsunuz” diyor. Ailesinin evinde yaşarken çeşitli işlerde çalışıp para biriktirdi ve bir yıl sonra, 2024’te, görüşü hâlâ yerindeyken Vietnam’a gitti. Annesi Filipinler’den ABD’ye göç etmiş ve Vietnam ile Çin kökenli olduğu için bu ülke Cabrera’yı cezbetti.
VİETNAM’DA ALIŞILMADIK BİR MACERA ARAYIŞI
Üç hafta Vietnam’ı gezdikten sonra Cabrera, izole yapısı nedeniyle ormanlık ve uzak Quảng Trị eyaletine yöneldi. Phong Nha-Kẻ Bàng Ulusal Parkı yakınındaki bir pansiyona geldiğinde hemen standart turist deneyiminin dışına çıkmaya çalıştı. Yerel dili bilmediği için pansiyon yöneticisine el kol hareketleri, bozuk İngilizce ve kağıt parçalarına çizdiği karalamalarla ne tür bir macera aradığını anlattı. Cabrera, kendisini bir günlüğüne mağarada maceraya çıkaracak yerel halktan birini ayarlamasını istedi. Masada oturan iki kişi konuşmaya kulak misafiri olup katılmak istediklerini söyledi. İki saat sonra üç gezgin, yakın bir köyden gelen üç adam tarafından bir minibüsle alındı. Cabrera, “Herhangi bir hazırlık yoktu. Yerel halk beni hiçbir oryantasyon ya da bilgilendirme yapmadan aldı; anlık bir durumdu” diyor.
MAĞARADA PLANLANMAMIŞ BİR SERÜVEN
Sürücü, Cabrera’ya mağaracılıktan hoşlanıp hoşlanmadığını sordu. İlk kez mağaraya gireceğini söyleyince sürücünün tuhaf tepki vermesi Cabrera’yı endişelendirdi. “O anda üçümüzün tehlikeli bir duruma düştüğünü düşündüm” diyor. Normalde milli parklardaki mağara turları lisanslı rehberler tarafından yapılıyor. Cabrera’nın rehberlerinin resmi nitelikli olup olmadığı bilinmiyor. İki saat boyunca ormanlık karst oluşumları ve cangılın içinden geçerek milli parkın derinliklerine gittiler. Minibüs durduğunda yaklaşık bir saat yürüyüp bir köye ulaştılar, yemek yedikten sonra yarım saat daha yürüyerek mağara girişine vardılar. Cabrera, çevrede hiçbir işaret, park bekçisi ya da patika olmadığını, güvenlik altyapısı bulunmadığını fark etti. Sürücüye mağarada ölen olup olmadığını sordu, sürücü sorun olmayacağını söyledi.
MAĞARADA MAHSUR KALMAK: UMULMAYAN GÜNLER
Rehberlerden Ron, herkese lastik sandalet dağıttı ve bunlara “mağara ayakkabısı” dedi. Cabrera, “Neredeyse hiç ekipman yoktu. Bize sürekli açılıp kapanan ucuz bir kafa lambası verdiler ve mağara ağzından inmek için sallantılı bir halat merdiven kurdular” diyor. Endişelerine rağmen macera duygusu ağır bastı ve üçü gergin kahkahalarla devam etmeye karar verdi. Cabrera, keşfin birkaç saat süreceğini sandı. İlk basamağa bastığında merdiven şiddetle sallandı. İndiğinde ne kadar derine geldiklerini fark etti. Mağaranın içinde milyonlarca ton kayanın altında mahsur kalmışlardı. Yanlarında yedek kıyafet, malzeme yoktu ve dışarıdaki kimse nerede olduklarını bilmiyordu. Gece olduğunda rehberler su geçirmez çantalarda taşıdıkları çadırları, suyu ve muz yaprağına sarılı tavuklu pilavı ortaya çıkardı. Cabrera, üç gün boyunca günlük lenslerini değiştiremedi.
TEHLİKELİ ANLAR VE ZORLU KARARLAR
Ertesi sabah yürüyüş yeniden başladığında sümüksü bir maddeyle kaplı yeraltı dağına benzer bir oluşumla karşılaştılar. Rehberler Cabrera’yı bir halat ve emniyet kemerine bağladı ancak Cabrera yine de güvende hissetmedi. Üç saat sonra zirveye ulaştıklarında büyük bir rahatlama yaşadı ama bu sefer de dev bir yılan omurgasıyla karşılaştı. Rehberler muson mevsiminde mağaraların suyla dolduğunu ve yılanın buraya kadar gelmiş olabileceğini söyledi. Cabrera, “O gün daha önce derin mağara nehirlerinde yüzmüştük. İçlerinde yılan olabileceğini bilseydim yapamazdım” diyor. Daha da kötüsü, çıktıkları dağın diğer tarafından inmek zorunda kaldılar. Yarı yolda neredeyse kayması onu paniğe sürükledi. İkinci geceyi ıslak kıyafetlerle geçirdiler.
HAYATTA KALMA MÜCADELESİ VE KORKULARLA YÜZLEŞMEK
Üçüncü gün, her iki yanında uçurumlar olan bir ayak genişliğindeki kaya çıkıntılarında ilerlemek zorunda kaldılar. İşte o an Cabrera, korkudan donakaldığı o deliğin başında buldu kendini. Ron aşağıdan atlamasını söylüyordu. Dindar bir kişi olan Cabrera, İsa’ya dua etti ve bu ona cesaret verdi. Gözlerini sıkıca kapattı ve atladı. Güvenle suya indi ancak bir huni sistemine kapılıp tehlikeli bir su kaydırağı gibi sürüklendi. Bir kayanın göğsüne çarpmasının ardından su akıntısı durdu. Mağaradan çıktıklarında hayatta kaldığına inanamadı. “Dışarı çıktığımda ağladım” diyor. Sadece morluklar ve üç gün sürecek bir gıda zehirlenmesiyle kurtuldu.
KORKULARIN ÖTESİNDE YENİDEN HAYATA TUTUNMAK
Vietnam gezisinin üzerinden iki yıl geçti ve Cabrera’nın görüşü hâlâ yerinde. Göz doktoru sorunlarının devam ettiğini ve basit bir kafa darbesinin bile görme kaybına yol açabileceği uyarısını yineledi. Ne bu uyarılar ne de mağara macerası onu yavaşlattı. Avustralya’da sörf öğrenirken diz tendonunu kopardı, ikinci Nepal gezisinde heyelana yakalandı. Hemşirelik eğitimini bıraktı, şimdi Güney Amerika’yı geziyor. Seyahat etmeye devam etmesinin ilham kaynaklarından birinin korkuya yenilmemek olduğunu söylüyor. “Kadınların seyahat etmesinin farklı olduğunu biliyorum çünkü cinsel şiddete daha açığız ama aynı zamanda neden kararlarımı korkuya dayanarak vereyim ki?” diyor. Kadınların toplumun dayattığı korku balonundan çıkması gerektiğini söyleyen Cabrera, “Bu yüzden pek çok maceraya atıldım çünkü o temsiliyet olmak istiyorum” diye ekliyor. Bir daha mağaracılık yapıp yapmayacağı sorulduğunda gülümseyerek “Belki” yanıtını veriyor.