Stephanie Fairyington, 10 yaşındayken bir komşusunun annesine “Bu kim?” diye sormasıyla ilk kez çirkin olduğu söylendi ve bu deneyim onun güzellik algısını derinden etkiledi. Annesi onu güzel olduğuna ikna etmeye çalışsa da toplumun dayattığı güzellik standartları nedeniyle kendini hep çirkin hissetti. Lezbiyen olduğunu kabul ettiğinde ise ilk kez kendini çekici hissettiği bir topluluk buldu.
TOPLUMUN ÇİRKİNLİK TANIMIYLA YÜZLEŞME
Fairyington, 10 yaşında ergenliğe girmişti. Yüzü sivilcelerle kaplıydı, belirgin tavşan dişleri ve geniş bir göğüs yapısı vardı. Erkek gibi giyinmesi, kaykay kazalarından dizlerindeki yara izleriyle birleşince etrafındakilerin dikkatini çekti. Mavi gözlü, sarı saçlı, dolgun dudaklı ve belirgin elmacık kemikli annesi ise adeta bir moda dergisinden fırlamış gibiydi. Annesi gençliğinde en güzel figür, en büyük flört, en iyi mizah anlayışı seçilmiş ve okul balosunda ikinci olmuştu. Fairyington’ın hayatı ise kütüphanede öğle yemeği, sosyal görünmezlik ve bedenini gizleyen bol kıyafetlerle geçiyordu.
ANNESİNİN GÜZELLİĞİYLE KIYASLANMAK
İnsanlar onun annesinin kızı olduğunu öğrendiğinde yüzleri buruşuyor, sanki hoş olmayan bir koku almış gibi geri çekiliyorlardı. Bu düşmanlığın, Fairyington’ın kadınlık, güzellik ve erkek arzusu etrafındaki kültürel beklentileri yerine getirememesinden kaynaklandığını düşünüyor. Sıradan görünümü, onu merak konusu yapan tek şey değildi. Erkek gibi giyinmesi çocuklukta sevimli karşılanırken ergenlikte bir cinsiyet kural tanımazı, bir ucube gibi algılanmasına yol açtı.
OKULDA LEZBİYEN DAMGASI
Okul arkadaşları da onda bir tuhaflık, bir eğrilik görüyordu. Beşinci sınıfta bir arkadaşının arkasından yürürken onun hakkında lezbiyen olduğunu söylediğini duydu. O dönemde birine lezbiyen demek onu çirkin ilan etmek anlamına geliyordu. Tarihçi Lillian Faderman’a göre toplum, hakları için mücadele eden kadınları lezbiyen olarak damgalayarak feminist hareketi baltalamaya çalıştı. “Lezbiyen”, erkeksi veya anormal kadın yani çirkin anlamına gelen bir kısaltma haline gelmişti.
QUEER MAHALLESİNDE YENİ BİR GÜZELLİK ANLAYIŞI
19 yaşında eşcinsel olduğunu açıkladıktan sonra San Diego’nun LGBTQ mahallesi Hillcrest’te takılmaya başladı. Burada güzellik ve arzu edilirlik tanımı çok daha genişti. İri kadınlardan sıskalara, derin sesli kaslılardan tüysüzlere, düz göğüslü seksi yürüyüşlülerden dövmeli topuklulara kadar her türlü kadın çekici kabul ediliyordu. Gotikten şeker gotiğine, tipik tomboylara kadar sonsuz bir stil çeşitliliği vardı. İki yıl boyunca bu queer dostu kaldırımlarda dolaştı, bazen vücudunu tanımlayan kıyafetler ve hafif makyaj denedi. Kendini daha görünür ve özgüvenli hissetti.
YAŞLA GELEN ÖZGÜVEN VE KABUL
Artık 50 yaşında olan Fairyington, kendi varoluş biçimini ve görünüşünü daha az endişeyle kabullenebiliyor. Bunu kısmen gençlik odaklı kültürde yaşlanmayla gelen görünmezliğe, kısmen de San Diego, San Francisco, New York ve Provincetown’daki queer ortamlarda geçirdiği yıllara bağlıyor. Bu yerlerde istediğin kadar tuhaf ya da normal olmanın sorun olmadığını öğrendi.
KIZININ DAHA GENİŞ BİR GÜZELLİK ALGISIYLA TANIŞMASI
Geçtiğimiz haftalarda Brooklyn’deki Onur Festivali’nde 10 yaşındaki kızı ve en iyi arkadaşı, göbeklerini gururla sergileyen şişman kadın ve erkekleri, ışıltılı sürüngen kraliçelerini, trans haklarını destekleyen tişörtleri gördü. Bu etkinlik, Fairyington’ın 1990’larda Hillcrest’te gördüğü manzaranın modern bir yansımasıydı. Eve döndüklerinde kızının cinsiyet, cinsellik ve estetik konusunda bu kadar erken yaşta geniş bir tanımla tanışmasının ne kadar şanslı olduğunu düşündü. Kendisi de bu geniş güzellik tanımını daha önce bilseydi kendini daha az çirkin hissedebileceğini belirtiyor.