Emmett Till, 85 yıl önce bugün Chicago’da dünyaya geldi ancak Mississippi’de ailesini ziyaret ederken kaçırılıp linç edilerek yalnızca 14 yaşında hayatını kaybetti. Annesi Mamie Till-Mobley, tabutun cenaze töreninde açık kalmasına karar vererek “insanların görmesine” izin verdi. 50 binden fazla kişi cenazeye katıldı ve Jet dergisinde yayımlanan Till’in dövülmüş ve parçalanmış cesedinin fotoğrafları Sivil Haklar Hareketi’ni harekete geçirdi. Columbia College Chicago bünyesindeki Çağdaş Fotoğraf Müzesi (MoCP) ise “Emmett Till Yaşasaydı: Amerikan Topraklarında Özgürlük” başlıklı bir sergiyle Till’in yaşasaydı neler göreceğini hayal ediyor. Sergi 10 Eylül’de açılacak ve aynı adlı bir kitapla desteklenecek.
SERGİNİN KONSEPTİ VE KÜRATÖRLER
Tarihçi ve küratör Sarah Elizabeth Lewis, Till’in kuzeni ve son tanık olan Rahip Wheeler Parker Jr. ile birlikte çalışarak sergiyi hazırladı. Müzenin yöneticisi Natasha Egan ve baş küratör Karen Irvine de projede yer aldı. Müzenin kalıcı koleksiyonundan seçilen görüntülerle Till’in büyüyüp bir baba olduğu, aşık olduğu ve kaçırdığı on yılları gördüğü bir hayal canlandırılıyor. Lewis, “Mamie Till-Mobley’in ‘dünyanın görmesine izin ver’ anlayışını onurlandırmama izin verdi” ifadelerini kullandı. Görüntülerin seçimiyle adaletsizliğin kanıtı olan o fotoğrafların ötesine geçilerek insanlığa ve temel yaşam hakkına vurgu yapılması hedefleniyor. Projeye Amy Sherald, Hank Willis Thomas, Ava DuVernay, John Legend, Chelsea Clinton, Ayanna Pressley ve Lonnie G. Bunch III gibi isimler de katkıda bulundu.
FOTOĞRAFLARLA KAYIP BİR HAYATIN İZİNDE
Stephen Marc’ın 1988’de Chicago’da çektiği bir babanın çocuğunu havaya fırlattığı fotoğraf, Lewis’in nefesini kesmiş. Çocuğun Lake Michigan ufkunun üzerinde havada asılı kalması, kayıp ve acıyı temsil ederken aynı zamanda hayal gücünü dönüştüren bir görüntü olarak değerlendiriliyor. Tom Arndt’ın 1989 tarihli “Changing Chicago” kitabından bir lise çiftinin balo fotoğrafı, Till’in yaşayamadığı hayatı simgeliyor. Pressley, bu fotoğrafı Till’in “hak ettiği hayatı onurlandırmak” için seçtiğini belirtti. Gordon Parks’ın 1956’da Alabama’da çektiği “Çeşmeler” fotoğrafı, ayrımcılığı ve siyahilerin direncini gösteriyor. Bunch, fotoğraftaki renkliliğin gündelik aşağılanmaları ve ikinci sınıf vatandaşlığı kabul etmeme kararlılığını yansıttığını söylüyor. Terry Evans’ın 93 yaşındaki sanatçı Cliff Joseph portresi, Till’in yaşlanması gerektiğini hatırlatıyor. Irvine, “Till’in 85. yaş gününü kutlaması gerekirdi” dedi. Keith Carter’ın 1995’te çektiği iki çocuk fotoğrafı, masumiyet ve engellenmişlik arasındaki dengeyi yansıtıyor. Sherald, Till’in hikayesinin tarih boyunca filtrelenmesini çağrıştırdığını ifade etti. Paul D’Amato’nun 2005’te Chicago’da bir havuz kenarındaki çocuk portresi, su ve Orta Geçit bağlantısı üzerinden yorumlanıyor. Leonard, çocuğun kameraya meydan okuyan bakışının dikkat çekici olduğunu söylüyor. David Plowden’ın 1966’da çektiği Güney Chicago demiryolu fotoğrafı, Till’in Mississippi’den geri dönüş trenini simgeliyor. Egan, Plowden’ın iznini aldıktan kısa süre sonra hayatını kaybettiğini belirtiyor. Dawoud Bey’in 2006’da çektiği Barack Obama portresi, Till’in kaçırdığı tarihi anları temsil ediyor. Thomas, bir Siyah sanatçının bir Siyah başkanı fotoğraflamasının Amerikan güç yapıları içinde hayal edilemez olduğunu vurguluyor. Dorothea Lange’ın 1938’de New Mexico’da çektiği Route 54 manzarası, bitmemiş çalışmanın ve devam eden yolculuğun sembolü olarak kitabın son görüntüsü. Lewis, bu görüntünün umut ve paylaşılan kader anlamına geldiğini belirtiyor.