ABD’nin Şubat ayında İran’la savaşının başlaması sonrası küresel tahvil getirilerindeki artış, gelişmiş ekonomilerin borçlanma maliyetine ciddi etkiler yarattı. Bu artış, G7 ülkelerinin toplamda 16 milyar dolarlık ek devlet borcu finansman maliyeti üstlenmesine neden oldu. Eğer getirilerdeki yükseliş devam ederse, önümüzdeki yılın ilk çeyreği itibarıyla bu maliyetin 34 milyar dolara ulaşabileceği öngörülüyor.
G7 ÜLKELERİNİN BORÇ YÜKÜ ARTIYOR
G7 ülkelerinin devlet tahvilleri, Şubat ayına göre daha yüksek fiyatlardan işlem görmekte. Bu durum, hükümetlerin yeni borç satışı için daha fazla ödeme yapmalarını gerektiriyor. ABD, tahvil getirilerindeki artışın en büyük yükünü üstleniyor. Tahmini olarak 10,6 milyar dolarlık maliyet artışıyla en büyük payı alırken, 2027 yılının ilk çeyreğine kadar ek olarak 21,7 milyar dolar daha ödemesi gerekli.
YÜKSELEN FAİZLERİN RİSKİ
İngiltere, İtalya, Almanya ve Japonya gibi enerji ithalatçısı ülkeler, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla artan enerji arz krizi nedeniyle yükselen enflasyon beklentilerinden etkileniyor. Diğer G7 ülkeleri, toplam artışın üçte birinden fazlasını üstlenmiş durumda. Faiz oranlarındaki artış, hisse senedi ve kredi piyasaları için büyük riskler taşıyor.
EKONOMİK AKTİVİTEYE ETKİSİ
Ekonomistler, tahvil getirileri üzerindeki yukarı yönlü baskının artabileceği konusunda uyarıyor. ABD, Fransa, Japonya ve Almanya’daki siyasi istikrara yönelik riskler, jeopolitik faktörlerle birleşince daha büyük bir tehdit oluşturuyor. Yükselen faiz oranları, kamu harcamalarındaki artışla birlikte hükümet bütçeleri üzerinde ek baskı yaratıyor.
YÜKSEK FAİZ ORANLARININ SONUÇLARI
Yüksek borçlanma maliyetleri, ABD’de hane halkı ve şirketlerin ekonomik aktivitesini frenliyor. Konut piyasası duraklama aşamasına geldi ve ipotek faiz oranlarının yüzde 7’yi aşması bekleniyor. Yüksek büyüme beklentileri, daha riskli varlıkların fiyatlanmasını etkiliyor ve güvenli liman varlıklarına olan talebi azaltıyor.
YAPISAL HARCAMALARDA REKABET
Fransız finans kurumu Société Générale’in ekonomisti, devlet borçlanmasının yapay zeka ve diğer yapısal harcama ihtiyaçlarıyla rekabet ettiğini belirtiyor. Bu durum, nominal GSYİH büyümesine kıyasla getirilerin yüksek olmamasıyla kendini gösteriyor. Morgan Stanley’in stratejisti, mevcut durumun yapısal bir olgu olduğunu vurguluyor ve krizlerin bazen kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor.