Gökbilimciler son iki buçuk asırda evreni keşfettikçe Güneş Sistemi’ndeki gezegen sayısı hiçbir zaman sabit kalmadı. 1776 yılında sadece 6 gezegen biliniyordu. Bu sayı yeni keşifler ve değişen bilimsel kriterlerle zamanla 9’a yükseldi. Kısa süreliğine 11’e kadar çıktı. Günümüzde ise resmi olarak 8 gezegende karar kılındı. Bu dinamik tablo bilimin sürekli kendini güncellediğini gösteriyor.
KEŞİFLER ARTTIKÇA SINIFLANDIRMALAR DEĞİŞTİ
Teleskop teknolojisi geliştikçe insanlık gök cisimlerini tanımlama biçimini de değiştirdi. 1781’de Uranüs’ün bulunmasıyla harita genişledi. 1801 yılında Mars ile Jüpiter arasında Ceres keşfedildi. Ceres ve benzer üç cisimle gezegen sayısı 11’e çıktı. Bilim insanları bu cisimleri “asteroit” olarak yeniden sınıflandırdı. 1846’da Neptün ve 1930’da Plüton keşfedildi. Böylece 9 gezegenli model uzun yıllar kabul gördü.
PLÜTON'U TAHTINDAN EDEN KEŞİF
Yirminci yüzyılın sonlarına kadar Güneş Sistemi’nin yapısı net kabul ediliyordu. 1990’ların başında Neptün’ün ötesinde Kuiper Kuşağı keşfedildi. Bu kuşakta Plüton’a benzeyen binlerce buzlu cisim bulunuyor. Plüton’un benzersiz bir gezegen olmadığı anlaşıldı. Uluslararası Astronomi Birliği 2006’da yeni bir kriter getirdi. Bir gök cisminin gezegen sayılması için yörüngesini temizlemesi gerekiyor. Plüton bu kurala uymadığı için cüce gezegen statüsüne alındı. Resmi sayı tekrar 8’e düştü.
UZAYIN DERİNLİKLERİNDE KEŞİF SÜRÜYOR
Uzmanlar değişen sınıfların doğayı etkilemediğini söylüyor. Bilimin ise doğru sorular sormasına zemin hazırlıyor. Tıpkı dinozor fosilleri gibi astronomi de tanımlarını yeniliyor. İki yüz elli yıl önce sadece 6 gezegen bilen insanlık bugün sınırlarda olduğunu biliyor. Gelecekteki keşiflerin sayıyı yeniden değiştirme ihtimali açık kalıyor.