ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci döneminde, federal ajanların Ocak ayında Minneapolis’te göçmenlik operasyonlarına karşı protesto düzenleyen iki kişiyi öldürmesi kadar yönetimi rotadan döndüren çok az olay yaşandı. Bu operasyonlara liderlik eden iki üst düzey yetkili de dahil olmak üzere İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem görevden ayrıldı ve yönetim işlerin kontrolden çıktığını zımnen kabul etti. Kamuoyu yoklamaları, bu ölümlerin yönetim için ne kadar kötü olduğunu açıkça ortaya koydu. Ancak yönetim, bu konuda yeniden zor duruma düşme riskiyle karşı karşıya ve bu durum siyasi açıdan oldukça sıkıntılı bir döneme denk geliyor.
SON İKİ ÖLÜM OLAYI VE YENİ SORULAR
Büyük sınır dışı tartışmalarının görece sakinleştiği ayların ardından, federal ajanlar bu ay içinde iki kişiyi daha öldürdü. İlki geçen hafta Teksas’ta, ikincisi ise Pazartesi günü Maine eyaletinde meydana geldi. Minneapolis’teki Renee Good ve Alex Pretti ölümlerinde olduğu gibi, bu olaylar da yalnızca Amerikalıların Trump’ın göçmenlik politikasına olan toleransını değil, aynı zamanda yönetimin güvenilirliğini de test edecek gibi görünüyor. İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), bu tür olaylarla ilgili sık sık şüpheli hatta düpedüz yanlış iddialarda bulunuyor ve bu iddialarla ilgili sorular yeniden gündeme geliyor. Maine’deki son ölümcül ateş açma olayında DHS, öldürülen adamın memurların hayatını tehdit ettiğini iddia bile etmiyor; sadece olay yerinden kaçtığını ve Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) memurunun “kamu güvenliğinden endişe duyduğunu” belirtiyor. Oysa bu, genellikle birine ateş etmek için geçerli bir neden değil.
KAMUOYU YOKLAMALARI YÖNETİMİN ZOR DURUMUNU GÖSTERİYOR
Bu konunun siyasi olarak nerede durduğu oldukça net: Minneapolis olayının etkisi hala sürüyor. Bunun nedeni, Trump’ın yasa dışı sınır geçişlerini tarihi düşük seviyelere indirme konusundaki başarısına rağmen, göçmenlik konusunda hala ciddi oranda olumsuz bir algıya sahip olması. Geçtiğimiz ay yapılan bir Reuters-Ipsos anketi, Amerikalıların yüzde 55’inin Trump’ın göçmenlik politikasını onaylamadığını, yüzde 37’sinin ise onayladığını gösterdi. Aynı ankette katılımcıların yüzde 51’i göçmenlik politikasının yanlış yolda olduğunu, yüzde 35’i ise doğru yolda olduğunu söyledi. Bu rakamlar, Şubat ayında Good ve Pretti’nin öldürülmesinin ardından yapılan bir anketteki sonuçlarla neredeyse birebir aynı. Quinnipiac Üniversitesi anketi, Trump’ın göçmenlik konusundaki notlarının Şubat ayından bu yana kısmen iyileştiğini gösteriyor (Şubat’taki yüzde 21’lik negatif puandan geçen ay yüzde 13’e geriledi), ancak yine de önemli ölçüde eksi puanda. Bu ay Teksas ve Maine’deki son silahlı olaylara karışan ICE’ın popülaritesi de daha önce hiç olmadığı kadar düşük seviyede.
ICE'IN POPÜLARİTESİZ OLUŞU YÖNETİM İÇİN RİSK OLUŞTURUYOR
Mayıs ayında yapılan bir Marquette Hukuk Fakültesi anketi, Amerikalıların yüzde 61’inin ICE hakkında olumsuz görüşe sahip olduğunu, yüzde 36’sının ise olumlu görüşe sahip olduğunu gösterdi. ICE’ı onaylamayanların yaklaşık yüzde 60 oranında olması, diğer anket şirketlerinin Ocak ayında, Good ve Pretti’nin öldürülmesinin ardından bulduğu sonuçlarla benzerlik gösteriyor. ICE’ın tekrar haber gündemine gelmesi bile, ajansın uzun süredir devam eden popüler olmama durumu göz önüne alındığında, Trump yönetimi için kötü bir haber gibi görünüyor. Aslında, bir yıl öncesine, Minneapolis’teki ölümlerin çok daha öncesine ait anketler, ICE’ın o dönemde yeni bir popüler olmama seviyesine ulaştığını göstermişti. Başka bir deyişle, Amerikalıların yönetimin sınır dışı operasyonlarını yürütme biçimiyle ilgili uzun süredir bir sorunu var gibi görünüyor. Ocak ayındaki ölümler, bu sorunun yönetim için zararlı olacak şekilde ön plana çıkmasına neden oldu ve Maine ile Teksas’taki ölümlerin siyasi tehlikesi de tam olarak burada yatıyor.
MİNNESOTA İLE FARKLAR VE SENATÖRLERDEN TEPKİLER
Ortaya çıkması gereken çok şey var ve durumlar Minneapolis’te yaşananlarla tamamen benzer değil. En önemli farklardan biri, birçok protestocunun olayları kaydettiği Minneapolis’teki kadar yoğun bir video görüntüsünün olmaması. Minneapolis’teki olayların ardından ajanların vücut kamerası takması için çaba gösterilmesine rağmen, bu ayki her iki silahlı olayda da ajanların vücut kamerası takmadığı görülüyor. Minneapolis’teki görüntüler, yalnızca Trump yönetiminin ölümlerle ilgili başlangıçtaki iddialarını çürütmekle kalmamış, aynı zamanda Amerikalıların büyük çoğunluğunun göçmenlik ajanlarını suçlu bulmasına yol açmıştı. Maine Cumhuriyetçi Senatörü Susan Collins, eyaletindeki silahlı olayın “yeterince kritik soru işareti” doğurduğunu belirterek DHS’yi acil olmayan araç durdurmalarını sonlandırmaya çağırdı ve DHS’nin bu çağrıya uyduğu görüldü. Collins ve Maine’den Bağımsız Senatör Angus King, vücut kameralarının zorunlu kılınması ve ICE’ın kendi kendini soruşturmaması için çağrıda bulunuyor.
AMERİKALILARIN SABIR SINIRI ZORLANIYOR
Trump yönetiminin sınır dışı etme politikasında Amerikalıların tahammülünün ötesine geçtiği artık fazlasıyla açık. 2024 seçim kampanyası sırasında Amerikalılar, belgesiz göçmenlerin sınır dışı edilmesi fikrini geniş ölçüde destekliyordu ve bu konu, Joe Biden dönemindeki yasa dışı göç akınının ardından Trump’ı yeniden başkanlığa taşıyan ana etkenlerden biriydi. Ancak anketler, Amerikalıların yönetimin taktiklerinden sürekli olarak rahatsız olduğunu gösteriyor. Haksız sınır dışı etmeler, insanları yasal süreç olmaksızın El Salvador’daki bir hapishaneye gönderme ve Chicago ile Minneapolis gibi yerlerdeki operasyonlar bunlardan sadece birkaçı. Pretti’nin öldürülmesinin ardından yapılan anketler, Amerikalıların yüzde 60’ının ICE’ın “çok ileri gittiğini” söylediğini ortaya koymuştu. Yönetim bu siyasi yükü aşmış gibi görünürken, bu taktikler yeniden haberlerin ana gündem maddesi haline geldi.