Hürmüz Boğazı’nın geleceğine dair planlar ve bu planların başarı şansı, tıpkı rüzgârın yönü gibi neredeyse her gün değişiyor. ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta bir anlaşmaya varılabileceğini söyledi. Trump, salı günü yaptığı açıklamada “Bu olabilir. Yarın ya da öbür gün” dedi. “Büyük ilerleme kaydedildi. Beni aradılar ve ‘Lütfen konuşalım’ dediler” ifadelerini kullandı. Ancak Trump, anlaşma sağlanamaması durumunda İran’a saldırı tehdidini yineledi.
MÜZAKERELERDE TARAFLAR HÂLÂ NETLİK KAZANMADI
Yine de kimin kiminle müzakere ettiği konusunda bile bir mutabakat bulunmuyor. İran, hayati önem taşıyan su yolu için yalnızca Umman ile geçici bir düzenleme üzerinde görüştüğünü ısrarla vurguluyor. Bazı kesimler ise anlaşmanın yakın olduğuna dair daha az güven duyarken, anlaşmanın kalıcılığı konusunda şüpheci yaklaşıyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, çarşamba günü İran ile Umman’ın boğazda önerilen güvenli nakliye rotasının coğrafi koordinatları üzerinde mutabık kaldığını açıkladı. Ancak Bekayi, “belirli üçüncü tarafların süreci engellememesi kaydıyla” ifadesini ekleyerek beklentileri törpüledi. Görüşmelere yakın üst düzey bir Körfez yetkilisi, cuma gününe kadar anlaşma olasılığını yüzde 50 olarak değerlendirdi. Kaynağa göre sorunlardan biri, İran heyetinde ayrıntılara onay vermesi gereken katı çizgideki Devrim Muhafızları Ordusu’nun (IRGC) temsilcisinin bulunmaması.
TAHRAN’DAN TRUMP’IN İYİMSERLİĞİNE TEMKİNLİ YAKLAŞIM
Trump’ın iyimserliği Tahran’ı şaşırtmış olabilir. İran’ın yarı resmi haber ajansı Tasnim, çarşamba günü “bilgili bir kaynağa” dayandırdığı haberinde, “Umman ile Hürmüz Boğazı konusunda anlaşmaya varılmasındaki gecikmenin ana nedeninin ABD müdahalesi ve Trump’ın tehditleri olduğunu” aktardı. Bir diğer yarı resmi ajans Fars da benzer bir mesaj verdi. Fars’a göre bazı ABD’li yetkililer “karışık sinyaller gönderdi ve doğrudan ya da bölgesel ortaklar aracılığıyla müzakere sürecini sekteye uğrattı. ABD’nin veya bazı bölgesel tarafların engellemesinin müzakereleri uzatabileceği ya da sürece müdahale edebileceği endişesi sürüyor.” Fars, İran’ın yalnızca Umman ile müzakere ettiğini ve görüşmelerin “İran’ın haklarını güvence altına alırken Umman’ın endişelerini de dikkate alan orta bir koridora odaklandığını” yineledi.
İRAN’IN HAKLARI VE KORİDOR TARTIŞMASI
“İran’ın hakları” ifadesi çok sayıda soruyu beraberinde getiriyor. Boğazdan geçen rekabet hâlindeki rotalar bulunuyor ve masadaki seçeneklerin bu rotaların birleştirilmesini içerdiği görülüyor. Bu durum, İran’ın ABD’nin arzularıyla çelişen bir kontrol düzeyine sahip olması anlamına geliyor. İran müzakere komitesi üyesi Said Acorlu, müzakerelerin “İran düzenlemeleriyle yürütülmesi gerektiğini çünkü güvenlik, mayın temizleme ve denizcilik hizmetlerinin İran tarafından sağlandığını” söyledi. Acorlu, bu hafta İran devlet televizyonu IRIB’e yaptığı açıklamada Tahran’ın hedefinin “İran’ın egemen olduğu” bir ila üç aylık geçici düzenlemeler oluşturmak olduğunu ifade etti. “İran’ın egemen olduğu” ifadesi Washington ve Körfez başkentlerinde kabul görmeyebilir. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Müzakereler, Umman karasularından geçen güney rotası ile İran’ın karasularından geçen kuzey rotasının, iki kıyı devletinin çıkarlarını gözeten bir ara rotaya dönüştürülmesine odaklandı” dedi. Bekayi, “Artık iki ya da üç ayrı rota değil, çift yönlü bir koridordan bahsediyoruz” diye konuştu.
BOĞAZIN KONTROLÜ TAHRAN İÇİN KIRMIZI ÇİZGİ
Bekayi, Acorlu ve diğer tüm İranlı yetkililer, boğazdaki hukuki rejimin, hiçbir ülkenin kritik su yolundaki nakliyatı kontrol etmediği savaş öncesi durumuna dönmeyeceğinde ısrar ediyor. Boğazın kontrolü ya da denetimi, Tahran için nükleer zenginleştirme hakkı kadar önemli bir kırmızı çizgi hâline gelmiş durumda. Bu tür bir nüfuzun varlığı Washington, Abu Dabi ve Riyad için kabul edilemez. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, uluslararası sular üzerinde devlet kontrolünün uluslararası hukuka aykırı olduğunu defalarca dile getirdi. Rubio, geçen ay yaptığı açıklamada, “Ortadoğu’da bir ulus devletin uluslararası bir su yolunu kontrol etmeye karar verebileceği, geçiş ücreti alabileceği ve ödemezseniz gemilerinizi havaya uçurabileceği bir emsal yaratırsak, dünyanın başka yerlerinde de tekrarlanacak çok tehlikeli bir emsal yaratmış oluruz” dedi.
ANLAŞMA İÇİN ÇÖZÜM BEKLEYEN KRİTİK SORULAR
Katar, salı günü müzakerelerin ilerlediğini öne sürdü. Ancak iki rakibin hedefleri ve talepleri birbirinden bu kadar uzakken uzlaşma sağlanması kolay görünmüyor. Devrim Muhafızları’nın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün azaltılmasını kabul edip etmeyeceği ve hangi koşullarda gemilere müdahale edeceği sorusu yanıt bekliyor. Açılışın yabancı donanma gemilerini de kapsayıp kapsamayacağı, İran’ın gemilerin yükleri ve varış noktaları hakkında ne kadar bilgi talep edeceği belirsizliğini koruyor. Düzenlemenin, ABD’nin İran limanları üzerindeki ablukasını kaldırıp kaldırmayacağı, İran petrol ihracatına izin veren muafiyetleri geri getirip getirmeyeceği ve haziranda imzalanıp bir ay sonra öldüğü açıklanan ABD-İran mutabakatının bölümlerini canlandırıp canlandırmayacağı ya da değiştirip değiştirmeyeceği de merak konusu. Haziran anlaşması, kilit hükümleri bilinçli olarak muğlak bırakmıştı. Madde 5, İran’ı 60 gün boyunca güvenli ticari geçişi sağlamak için “azami çaba” göstermeye mecbur kılıyor; ayrıca İran ve Umman’ın boğazdaki “gelecekteki yönetim ve denizcilik hizmetlerini tanımlayacağını” belirtiyordu. Ancak bu niteleme çok az şeyi çözdü.
TAHRAN SAVAŞ KAZANIMINI KALICI NÜFUZA DÖNÜŞTÜRMEK İSTİYOR
Tehran yönetiminin, savaş sırasında elde ettiği kaldıracı dünyanın en stratejik su yollarından birinin yönetiminde kalıcı bir siyasi ve kurumsal role dönüştürmeye çalıştığı belirtiliyor. Quincy Institute for Responsible Statecraft’tan Trita Parsi, “İran, Hürmüz’ün yönetimine kalıcı bir rol yerleştirerek, sürekli askeri zorlamaya dayanmadan savaşta kazandığı nüfuzun büyük bölümünü koruyabilir” değerlendirmesini yaptı. İsrailli güvenlik uzmanı Danny Citrinowicz ise “İlk günden itibaren Hürmüz Boğazı’nı kriz öncesi durumuna döndürmenin ya İran’da rejim değişikliğini ya da su yolu üzerinde kontrol sağlamak için sürdürülebilir bir askeri operasyonu gerektireceği açıktı. Bu seçeneklerin her ikisi de muazzam maliyetleri ve uzun vadeli yükümlülükleri nedeniyle Washington için politik ve stratejik açıdan kabul edilebilir değildi. Bazen en az arzu edilen seçenek tek gerçekçi seçenektir” dedi.
ANLAŞMA OLMAZSA PETROL PİYASASI ZORLANACAK
Anlaşma sağlanamazken dünya petrol piyasaları, azalan ham petrol rezervleriyle yüzleşmek zorunda. Dünyanın en büyük petrol üreticisi Suudi Aramco’nun CEO’su Emin Nasser, salı günü Hürmüz Boğazı bugün açılsa bile tükenen stokların yeniden doldurulmasının 18 ayı bulabileceğini söyledi. Anlaşmanın sağlanamadığı her gün yaklaşık 15 milyon varil ham petrol dar su yolundan dünya pazarlarına ulaşamıyor.