Neredeyse yarım yüzyıldır süren gerilimin ardından ABD ile İran arasında nihayet sıcak çatışma yaşandı ve savaş 15 hafta sonra sona erdi. İran rejimi, dünyanın en güçlü ordusuyla karşı karşıya gelmesine rağmen sadece ayakta kalmakla kalmadı, aynı zamanda eskisinden daha güçlü olduğuna inanarak bu süreçten çıktı. ABD Başkanı Donald Trump, savaşın ilk günlerinde Washington’un zafer kazandığını ilan etse de İran, ABD ile geçici bir ateşkes anlaşması imzalanana kadar karşılık verme kabiliyetini korudu.
İRAN'IN EN GÜÇLÜ SİLAHI HÜRMÜZ BOĞAZI OLDU
İran’ın en güçlü silahı, dünya ham petrolünün beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatarak tarihin en büyük petrol arz şokuna yol açması oldu. Tahran yönetimi, bu savaştan sağ çıkmayı ABD ve İsrail’e karşı stratejik bir zafer olarak sunuyor. Ancak uzmanlara göre savaştan sağ çıkmak, barışı kazanmaktan daha kolay olabilir. Ateşkesin kalıcı olması halinde asıl belirleyici mücadele, İslam Cumhuriyeti liderlerinin bu meydan okumayı yaptırımların kaldırılmasına, ekonomik canlanmaya ve rejimin geleceğini güvence altına alacak yeterli kamu desteğine dönüştürüp dönüştüremeyeceği olacak. İran rejimi, zafer havasıyla sertlik yanlısı bir liderliği güçlendirdi, komşularına füze ve insansız hava araçları fırlattı, geçici ateşkesleri reddetti ve nükleer programı konusundaki tutumunu sertleştirdi. Rejim ayrıca, İslam Cumhuriyeti’nin kalıtsal yönetime karşı uzun süredir var olan tabusuna meydan okuyarak, suikasta uğrayan eski Lider Ayetullah Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’i, kasıtlı bir devamlılık göstergesi olarak babasının yerine atadı. İran, işleyen bir hükümeti ve Washington’un bölgesel müttefiklerini ve dünya ekonomisini tehdit eden balistik füzeler fırlatma kapasitesine sahip birleşik bir ordusunu korumaya devam ediyor.
ANLAŞMANIN DETAYLARI VE REJİMİN KARŞI KARŞIYA OLDUĞU ZORLUKLAR
Hafta sonu ABD ile İran arasında varılan mutabakat, “derhal ve kalıcı olarak” düşmanlıkları sona erdiriyor, İran’a yönelik tüm yaptırımların kaldırılmasının ve varlıklarının serbest bırakılmasının önünü açıyor. Buna karşılık Tahran, nükleer silah yapmayacağına dair uzun süredir devam eden taahhüdünü yineledi, silah sınıfına yakın uranyumu seyreltme sözü verdi ve Hürmüz Boğazı’nı açmayı kabul etti. Uzmanlar, İran rejiminin zafer duygusunun, bu başarıyı içerideki kazanımlara dönüştürememesi halinde hızla kaybolabileceğini belirtiyor. Savaştan güçlenerek çıkan sertlik yanlıları, anlaşmanın askeri strateji sayesinde elde edildiğine inanıyor. Ilımlı Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise idari işlerle sınırlı kalırken reformcu müttefikleri kenara itilmiş durumda. Uzmanlar, rejimin altta yatan sorunlarının çözülmediğini, zaferi somut ekonomik kazanımlara dönüştüremediği takdirde iç karışıklıklarla ve dış düşmanlarla uğraşmak zorunda kalabileceğini ifade ediyor. Savaşın faturasını ağır bir şekilde ödeyen sıradan İranlılar, artan fiyatlar ve işsizlikle boğuşurken, rejimin meşruiyetini pekiştirecek en önemli unsurun halkın masasına somut bir refah getirmek olduğu vurgulanıyor. Rejim, sadece sembolik bir zaferin ne savaş zamanı birliği için şikayetlerini bir kenara bırakan muhalifleri ne de büyük tavizler vaadiyle savaş çağrılarını durduran sertlik yanlılarını ikna etmeye yetmeyeceğini biliyor. Öte yandan, Mücteba Hamaney’in liderliği belirsizliğini korurken, savaş sonrası dönemde hükümetin kapsayıcılık düzeyi ve sosyal özgürlükler konusundaki adımları merakla bekleniyor.