Geçtiğimiz hafta ABD ile İran arasındaki anlaşmanın ayrıntıları ortaya çıkmaya başlarken, güçlü bir İranlı siyasetçi Tahran’da bir kalabalığın önüne çıktı ve elindeki belgenin anlaşma metninin son hali olduğunu söyleyerek okumaya başladı. Meclis Milli Güvenlik Komisyonu Başkan Yardımcısı Mahmud Nebeviyan, bu anlaşmanın İran İslam Cumhuriyeti’ni “ABD’nin bir sömürgesi” haline getireceği ve Hürmüz Boğazı’nı İsrail’e bile açacağı uyarısında bulundu. Ülke genelinde canlı yayınlanan bu konuşma, büyük bir tepki dalgasını ateşledi. Destekçiler İran Dışişleri Bakanlığı önünde toplanarak “kabul etmiyoruz” kampanyası başlattı ve anlaşmayı Washington’a karşı aşağılayıcı bir teslimiyet olarak nitelendirdi.
ANLAŞMAYA TEPKİLER BÜYÜYOR
Tahran ve Washington arasında nihayet imzalanan anlaşma, geniş çapta İran için oldukça avantajlı olarak tanımlanıyor. İranlı yetkililer ve devlet medyası anlaşmayı İslam Cumhuriyeti için bir zafer ve ABD için bir yenilgi olarak kutluyor. Ancak İran’da herkes durumu aynı şekilde görmüyor ve anlaşmanın eleştirmenleri arasında hem nüfuzlu hem de güçlü bağlantıları olan isimler bulunuyor. Nebeviyan olayı ve ardından gelen tepkiler, rejimin anlaşmayı iç kamuoyuna kabul ettirmeye çalışırken aynı zamanda İran’ın savaş sonrası geleceğini kimin şekillendireceği konusunda verilen daha geniş bir mücadeleyle karşı karşıya kalmasının yarattığı zorluğu gözler önüne seriyor. Bloomberg Ekonomi Birimi’nden Dina Esfandiary, savaşın etkili bir şekilde İran hükümetine yeni bir soluk getirdiğini belirterek, “Hoşnutsuzluk ve kriz gösterileriyle zayıflamış bir hükümetin iktidardaki hakimiyetini yeniden kazanmasına izin verdi” dedi. Ancak bu durumun, anlaşmanın başarılı olması için gereken desteğe sahip olduğu anlamına gelmediğini ve hükümetin savaş öncesinde var olan sayısız iç sorunla başa çıkmak zorunda kalacağını da sözlerine ekledi.
REJİMİN KENDİ İÇİNDEKİ MUHALEFET
Savaştan önce rejimin öncelikli iç meselelerinden biri hükümet karşıtı muhalefeti bastırmaktı. Şimdi ise çok farklı bir zorlukla karşı karşıya: Kendi iç saflarından gelen muhalefeti yönetmek. “İran’ın Büyük Stratejisi” kitabının yazarı Vali Nasr’a göre dini lider ve çevresindekiler, öncelikle Nebeviyan’ın da yakın olduğu Cephe-i Paydari adlı sertlik yanlısı hizbe yönelmek zorunda kalacak. Nasr, “Bu anlaşmanın işlemesi için (Dini Lider) Mucteba (Hamanei) ve (Devrim Muhafızları), kendilerinin yaratılmasına yardım ettiği güçleri kontrol etmek zorunda” dedi. Sertlik yanlısı hizbin müzakere süreci boyunca ABD ile anlaşmayı baltalamaya çalıştığını ve bu tür bir anlaşmayı teslimiyet olarak gördüklerini belirten Nasr, bu grubu yatıştırmanın İran’daki rejim karşıtı grupları yatıştırmaktan daha kritik olduğunu ifade etti.
HAMANEY'DEN ANLAŞMAYA MESAFELİ ONAY
Perşembe günü Hamanei’ye ait olduğu iddia edilen bir mesajda, anlaşmayı onayladığı ancak anlaşmanın mimarlarının sorumluluğu üstlendiğini vurguladığı görüldü. Bu durum, anlaşmanın bozulması halinde olası bir olumsuz sonuçtan kendini uzak tutma çabası olarak yorumlandı. Mesajda, “Prensip olarak farklı bir görüşe sahiptim. Ancak (baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf) tarafından kendisi ve diğer üyeler adına İran milletinin ve Direniş Cephesi’nin haklarını koruma konusunda bana verilen taahhüt ve bunu yapma sorumluluğunu açıkça kabul etmesi nedeniyle onay verdim” ifadeleri yer aldı. Paydari hizbini bir anlaşmanın kabulü için kritik kılan unsurlardan biri de sokaklardaki etkisi. Grup, savaş boyunca destekçilerini sokaklara dökmek için örgütleme ve sıradan vatandaşları harekete geçirme kabiliyetini gösterdi. Vali Nasr’a göre Paydari hizbi, savaştan en çok etkilenen yoksul, dini muhafazakar İranlılar arasında ilgiyle karşılanıyor ve İran nüfusunun bu kesimleri, yurtiçinde barışın satılmasında kilit rol oynayacak.
EKONOMİK RAHATLAMA KRİTİK ÖNEMDE
Uzmanlara göre anlaşmanın başarısı büyük ölçüde İranlılara vaat edilen ekonomik rahatlamaya bağlı. Boğazın açılması anlaşmanın kilit bir unsuru olsa da İran’ın ve hükümetinin ihtiyacı olan şey acil ekonomik ve yaptırım rahatlaması. İran’ın ekonomik durumu vahim ve hükümetin hem geçmiş politikalarının hem de bu anlaşmanın somut bir faydasını göstermesi gerekiyor. Londra merkezli Chatham House düşünce kuruluşundan Sanam Vakil, ABD-İran anlaşmasının Tahran’a yönelik dış askeri tehditleri azalttığını ancak “İran’ın iç ekonomik, siyasi veya toplumsal şikayetlerini çözmediğini ve kalıcı barışı garanti etmediğini” belirtti. Vakil, anlaşmanın kamuoyu desteğinin “günlük hayatı iyileştirip iyileştirmediğine” bağlı olacağını söyledi. Nasr’a göre anlaşmanın desteği, ülkede kültürel özgürlükler ve ekonomik faydalar sağlayıp sağlayamayacağına bağlı. Bunun da yeni dini lider ve Devrim Muhafızları’nın farkında olduğu bir durum olduğunu ifade eden Nasr, savaş sırasında bir “balayı” dönemi yaşandığını ancak bunun süresiz olarak sürdürülebilir olmadığını vurguladı.
HALK YORGUN VE UMUTSUZ
45 yaşındaki İranlı Rıza ise yorgun olduklarını söyleyerek, “Tabii ki bir anlaşma kulağa hoş geliyor ama dürüst olmak gerekirse bunların hiçbiri için enerjim yok. Önce katliam, sonra savaş, şimdi de dost mu oldular?” ifadelerini kullandı. Rıza’nın bu duyguları, CNN’e konuşan diğer İranlılar tarafından da yinelendi. Adeta bir savrulma, hayal kırıklığı ve umutsuzluk hissi konuşmalara hakim oluyor. Tahran’da yaşayan Fati ise bir anlaşmanın bir değişiklik getirmesini umduğunu belirterek, “Para kazanabilirsek, işlerimizi yürütebilirsek ve sadece hayatta kalmaktan ibaret olmayan bir hayat yaşayabilirsek, o zaman sorun yok. Kabul ederim” dedi.