Dünyanın dört bir yanındaki modern popülist liderler, skandallarla karşılaştıklarında bunu ‘derin devlet’ elitlerinin kendilerine karşı bir komplosu olarak sunma eğiliminde birleşiyor. Bu strateji, seçmenlerine vaat ettikleri koruyucu kalkanın aksine, daha çok kendi siyasi varlıklarını sürdürmelerine hizmet ediyor. Atlantik’in her iki yakasında bu hafta yaşanan olaylar, siyasetçilerin kendilerine “Trump ne yapardı?” sorusunu sorduğunu gösteriyor.
POPÜLİSTLERİN ORTAK KAHRAMANLIK ANLATISI
Maine’de eski Demokrat Senato adayı Graham Platner, kendisini suçlayan cinsel saldırı iddialarını reddederken kampanyasının çöküşünü, ilerici hareketini durdurmak isteyen uzaktaki parti büyüklerine bağladı. İngiltere’de Brexit’in mimarı Nigel Farage, kişisel finansmanına ilişkin soruları “düzen” tuzağı olarak nitelendirerek parlamentodaki sandalyesini bıraktı. Farage, hakkındaki soruşturmayı “halka” soracağını söylerken, seçim yarışına bir çöp kutusu kostümü giymiş bir adayın da katılmasıyla süreç gerçeküstü bir hal aldı. Fransa’da ise aşırı sağcı lider Marine Le Pen, partisi ve 11 üst düzey üyesinin kamu fonlarını parti çalışanlarına ödemek için zimmetine geçirmekten mahkûm olduğu davada cezasının onanmasının ardından, gelecek yıl ayak bilekliğiyle cumhurbaşkanlığına aday olacağını duyurdu. Le Pen de tıpkı Trump gibi suçlamaları devlet kurumlarının bir “cadı avı” olarak nitelendiriyor.
PLATNER’IN ÇIKIŞI VE SİSTEM ELEŞTİRİSİ
Popülistlerin sarhoş edici iması, kendi yaşadıkları zorlukların aslında onların ne kadar haklı olduğunu kanıtladığı yönünde: O kadar radikal bir siyasi güç yeniden yapılanması öneriyorlar ki, şeytani resmi güçler onları durdurmak için her yola başvuruyor. Bazı durumlarda, suçlama iddiaları bir popülistin siyasi kuralları yıkan biri olarak itibarını daha da pekiştirebiliyor. Trump, Ocak 2017’deki ilk açılış konuşmasında kişisel popülist çekiciliğinin en saf tanımını yapmıştı: “Çok uzun bir süre, başkentimizdeki küçük bir grup hükümetin ödüllerini toplarken halk bedelini ödedi.” Tüm modern popülistler, küreselci güçlerin yeni bir zengin elit sınıfı yarattığı ve bu sınıfın sistemi daha da adaletsiz hale getirdiği argümanıyla derin bir kamusal hoşnutsuzluğu kullanıyor.
KURBAN SÖYLEMİNİN SEÇİM MEKANİĞİ
Demokratlar, Vermont’tan bağımsız Senatör Bernie Sanders’ın varisini beklerken, Platner ilerici kanatta umut vaat eden bir isim olarak öne çıkmıştı. Ancak kariyeri, bir kadının kendisine tecavüz ettiğini iddia etmesi üzerine Maine Senato yarışından çekilmesiyle son buldu. Platner çekilme kararını açıklarken bunu kişisel bir hesap verme anı olarak değil, güçlüler için çok tehditkar olduğunun kanıtı olarak sundu: “Yaşadığımız siyasi sistem normal insanlar için inşa edilmemiş. Sistem, bizimki gibi hareketlerin yeşerememesi için yapısal olarak kurulmuş.” Trump’ın da gösterdiği gibi, siyasi zulüm anlatısı oluşturmak kampanyalar için roket yakıtı sağlayabiliyor. 2024’te birden fazla ceza ve hukuk davasıyla karşı karşıya kalan Trump, kendisini seçmenlerinin iktidara karşı öfkesinin bir temsilcisi olarak konumlandırmış ve Cumhuriyetçi Parti’yi arkasında birleştirmeyi başarmıştı.
FARAGE VE LE PEN’İN KADER SEÇİMİ
Nigel Farage, zengin bağışçılardan milyonlarca sterlinlik hediyeyi bildirmediği iddialarıyla karşı karşıya. Parlamento standart denetçisinin soruşturmasını reddeden Farage, seçmenlerine bir komplo olduğunu anlatmayı planlıyor. “Bu bir halka karşı düzen ara seçimi olacak” diyen Farage, “Kazanırsam sen kazanırsın” sözleriyle Trump’ın 2024 söylemini yansıtıyor. Marine Le Pen de tıpkı Farage gibi, kaderi hakkında son sözü Fransız halkının söylemesi gerektiğini savunuyor. Trump gibi o da kendi yaşadığı zorluklarla, devletin ihmali yüzünden mağdur olduğunu iddia ettiği halk arasında bir özdeşlik kurmaya çalışıyor. Le Pen, “Bu davaların bizi güçlendirdiğine inanıyorum” derken, Trump’tan önceki popülist öncü olarak partisinin keskin kenarlarını törpülemeyi başardı.
POPÜLİZMİN GELECEK SINAVI
İngiltere ve Fransa’daki yaklaşan seçimler, Farage ve Le Pen’in Trump’ın siyasi kaçış yeteneğini taklit edip edemeyeceğini gösterecek. Trump 2017’de “Düzen kendini korudu ama ülkemizin vatandaşlarını korumadı” demişti. Ancak on yıl sonra, yeni popülistleri çevreleyen tartışmalar ve iddialar, iktidara yaklaştıkça ironik bir an yaratıyor. Artık bu liderlerin, siyasi ve ekonomik düzen tarafından göz ardı edilen ya da zarar gören halkı değil, kendilerini korumak için hareketlerini kullanmakla suçlanıyorlar.