Siyasi partiler, seçimlerin olmazsa olmazı haline gelen kampanyalara önemli harcamalar yapıyor.
Peki, ünlü reklamcıların da zaman zaman yürüttüğü kampanyalar seçmende yeterli etkiyi oluşturabiliyor mu? Uzmanlar, etkinin çok sınırlı olduğu görüşünde birleşiyor.
Türkiye, 7 Haziran’da tarihinin en kritik milletvekili seçimlerinden birine tanıklık edecek. Tabii seçimlerin en vazgeçilmez unsurlarından en önemlisi seçim kampanyaları ve parti liderlerine yönelik imaj çalışması. Büyük paralar ödenerek yürütülen kampanyaların büyük etkileri olabildiği gibi harcamaların boşa gittiği çalışmalar da mevcut. Siyasi tarihe bakıldığı zaman bu türden kampanyaların birçok ünlü reklamcılar aracılığıyla yapıldığı görülüyor.
MESUT YILMAZ’A FRANSIZ REKLAMCI
Anavatan Partisi liderliği döneminde Mesut Yılmaz için belki de Türkiye’de ilk kez enteresan bir imaj çalışması yapılmıştı. 80’li yıllarda yapılan seçimlerde yürüttüğü önemli kampanya süreçleriyle tanınan Fransız reklamcı Jacques Seguela’nın bütün imaj çalışmalarına rağmen, ANAP 1987’de Özal’ın liderliğindeki birinci parti konumunu 1991’de koruyamadı. Akıllarda kalan bir başka seçim kampanyasını ise ünlü reklamcı Ali Taran yürütmüştü.
3 Kasım 2002’deki genel seçimlerde yeni kurulan Genç Parti’nin kampanya sürecini ele alan Taran, partinin sadece 66 günde yüzde 7.25 oy almasında önemli rol oynadı. Peki, büyük paralar harcanarak; önemli reklamcılara emanet edilen kampanyaların vatandaş üzerindeki etkisi ne kadar? Kampanyaların etki gücünü ve hangi şartlarda başarı sağlanabildiğini uzmanların gözünden sorguladık.
SEÇMENE DOĞRU TEŞHİS KOYULMALI
*Nail Güreli (Gazeteciler Cemiyeti eski Başkanı)
Seçim kampanyalarının seçmen üzerindeki etkisi, günlük yaşamdaki teknolojik, ekonomik, sosyal ve sosyal değişim ve gelişmelere koşut olarak değişiyor; gelişiyor. Radyo ve özellikle televizyonun günlük hayatımızda yaygınlaşmasından ve kökleşmesinden önceki zamanlarda meydan mitingleri, seçimde hemen hemen ilk ve tek iletişim ve etkileşim aracıydı. Günümüzde ise radyo ve televizyon aracılığıyla üstü örtülü, dolaylı ve doğrudan propaganda yapma olanakları var. Bunlar gazeteciliğin meslek ilkeleri açısından doğru olmasa da, yer yer ve zaman zaman kullanılıyor. Benim tecrübelerim, tanıklıklarım ve güncel izlenimlerime göre yapılması gerekenlerin başında; doğru, dürüst ve güvenilir yayıncılık ve etkileşimin gerçekleştirilmesidir. Günümüz seçmenine, siyasi partilere doğru teşhis konulmalıdır.
SEGUELA DENEYİMİ BAŞARILI OLMADI
*Prof. Dr. Süleyman Karaçor (Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölüm Başkanı)
Kampanyaların etkisi yüzde 5’i geçmez. Vatandaşın hayalleri büyüktür ama küçük umutları sever. Mesela Genç Parti’nin Ali Taran’la 2002’de yaptığı kampanya geleceğe umut verme amacı taşıyordu.
Ama benim görüşüm bir anda çok etki uyandıracak bir imaj kurgulayamazsanız. Seçimden önce de zaten karar verilmiştir. Mesut Yılmaz’ın Seguela deneyimi başarılı olamadı. Çünkü Yılmaz’ın o dönemki imajı kötüydü. Tabii kampanyaların etkisi az olsa da piyasayı da tamamen yok sayamazsınız.
KARARSIZLARIN ANALİZİ YAPILMALI
*Prof. Dr. Ali Atıf Bir (BAU Öğretim Üyesi)
Seçim kampanyaları seçmen üzerinde öyle sanıldığı gibi 10-20 puanlık bir etkiye sahip değil. Değişim ancak güçlü partinin ölümcül hata yapmasıyla olur. Her seçimin kendine göre özellikleri vardır. Kararsızlar ne kadar fazlaysa etki de o derece farklı oluyor. Önemli olan kararsızların analizinin iyi yapılması. Mesela kamuoyu araştırmalarının etkisi de tartışılır. Sınırda olan bir parti var; HDP. Bu parti sınırda değil de yüzde 3’lerde gösterilseydi seçmen tercihleri daha farklı şekillenirdi.