Suudi Arabistan’ın 20 yılı aşkın süredir peşinde olduğu nükleer teknoloji hedefi, Washington ile yapılması planlanan bir anlaşmayla somutlaşırken, bu adımın ABD ile İran arasındaki savaşın ardından bölgeyi yeni bir silahlanma yarışına sürükleyebileceği endişelerini beraberinde getirdi. Anlaşmanın en tartışmalı kısmı, Suudi Arabistan’a kendi topraklarında uranyum zenginleştirme hakkı tanıması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) denetimini kısıtlaması olarak öne çıkarken, bu durum İran, İsrail ve Amerikalı yorumculardan en sert tepkileri aldı. Ancak Tahran’da, ABD ve İsrail’in Şubat ayında İran’ın nükleer programını yok etmek için başlattığı savaşın ardından, bazı yetkililer olası bir silahlanma yarışını “biz yapamıyorken Suudiler neden yapabilsin?” sorusuyla karşıladı.
TAHRAN’DAN ÇİFT STANDART ELEŞTİRİSİ
İran İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Ali Zeyniyend, devlete ait medyaya yaptığı açıklamada, “Doğal olarak bu bölgede bir silahlanma yarışı başlarsa, herkesten daha fazla hareket özgürlüğüne sahip oluruz” dedi. Zeyniyend, ABD’nin ayrımcılık geçmişine dikkat çekerek, “Bir yerde bazı ülkelerin nükleer programa sahip olması gerektiğini söylerken, başka bir yerde olmaması gerektiğini söylüyor” ifadelerini kullandı. İran’ın sertlik yanlısı Hamşehri gazetesi ise Washington’u “çifte standart”la suçlayarak, Riyad’ın 11 Eylül 2001 saldırılarındaki rolüne işaret etti ve “İran’ın barışçıl nükleer programını hedef alıp bölgede topyekun bir savaş başlatırken, 11 Eylül saldırılarında rol oynayan köktendinci bir İslam ülkesine nükleer silah zenginleştirme hakkı vermek” eleştirisini yöneltti. Suudi Arabistan, 11 Eylül saldırganlarından 15’inin Suudi vatandaşı olmasına rağmen hükümetin saldırılarla ilgisini sürekli reddederken, ABD de stratejik ortağının saldırılarda rolü olmadığını ve El Kaide’nin kendi başına hareket ettiğini savunuyor.
İSRAİL’DEN URANYUM ZENGİNLEŞTİRME ENDİŞESİ
İsrail’de, Biden yönetiminin Riyad ile nükleer anlaşmayı onaylamak için Suudi Arabistan’la normalleşme şartını koştuğu dönemin üzerinden sadece üç yıl geçmişken, iki İsrailli kaynak Netanyahu’nun anlaşmayı sürpriz olarak karşılamadığını belirtti. Bir İsrailli yetkili, “Bunun geleceğini biliyorduk, bir süredir hazırlanıyordu ve Trump şimdi bunu bir adım daha ileri taşıyor” dedi. Her iki kaynak da İsrail’in anlaşmayı nihai olarak görmediğini ve Beyaz Saray ya da ABD Kongresi ile doğrudan iletişim yoluyla süreci etkilemeyi umduklarını ifade etti. İkinci İsrailli kaynak, Netanyahu’nun hâlâ Trump’ı, Riyad’ın İsrail’le normalleşmesi yönündeki ilerlemeyi paketin bir parçası olarak dahil etmeye ikna etmeye çalıştığını söyledi. Trump, Riyad ile “Sivil Nükleer Anlaşma”nın, “Suudi Arabistan’ın çok saygın ve başarılı İbrahim Anlaşmaları’na katılmasına” tamamen bağlı olduğunu açıkladı. 2020’de imzalanan anlaşmalar, İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi Suudi komşuları da dahil olmak üzere birçok Arap ülkesi arasında ilişkiler kurmuştu. İsrail’in 2023’te Hamas saldırılarının ardından Gazze’de başlattığı savaşın etkisiyle Suudi Arabistan, İsrail’in Filistin devletine giden bir yol ve Gazze’de sükunet konusunda anlaşmaya varmaması halinde normalleşmeyeceğini açıklamıştı. İsrailli yetkili, İsrail’in özellikle anlaşmanın “en tehlikeli bileşeni” olarak gördüğü Suudi uranyum zenginleştirmesinden endişe duyduğunu belirtti.
BÖLGEDE NÜKLEER BELİRSİZLİK VE YENİ TALEPLER
Ulusal Güvenlik Konseyi eski yetkilisi ve INSS kıdemli araştırmacısı Yoel Guzansky, “İsrail’in asıl endişesi sivil nükleer enerji anlaşmasının kendisi değil, uranyum zenginleştirme. Bu, bölge için tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi. 2009’da imzalanan 30 yıllık Birleşik Arap Emirlikleri-ABD nükleer anlaşması, uluslararası denetim, uranyum zenginleştirme ve yakıt yeniden işleme yasağı gibi faktörlerle “altın standart” olarak kabul ediliyordu. Ancak anlaşmadaki bir madde, “Ortadoğu’da nükleer silah sahibi olmayan başka bir devletle daha iyi şartlar üzerinde anlaşılması” halinde Abu Dabi’nin anlaşmasını yeniden müzakere edebileceğini öngörüyordu. Guzansky, bunun önce “zenginleştirme hakkından feragat etmeye dayanan BAE modelini zayıflatacağını” belirterek, “Türkiye ve Mısır da bunu yakından izleyecektir. Ayrıca İran’a karşı argümanı da zayıflatıyor” yorumunu yaptı. Bölgede nükleer belirsizlik hüküm sürerken, İsrail’in gizli bir nükleer programa sahip olduğu düşünülürken, İran’ın uranyumu silah sınıfı seviyeye yakın zenginleştirdiği ve eski Lideri’nin nükleer silahları yasaklayan dini bir fetva yayınlamasına rağmen altyapısını silahlaştırmaya hazırladığından şüpheleniliyor. Türkiye ve Mısır, Rusya ile barışçıl nükleer programlar inşa etmek için ortaklık kurarken, İsrail’in aksine NPT’ye taraftır.
NÜKLEER ANLAŞMA VE BÖLGESEL YANSIMALARI
Suudi Arabistan ile yapılan anlaşma, ABD Enerji Bakanlığı’na göre çoğunlukla “123 anlaşması” olarak adlandırılan ve ikili güvenlik önlemlerini içeren sivil bir nükleer işbirliği anlaşması niteliği taşıyor. Enerji Bakanı Chris Wright, şartların “nükleer güvenlik ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda en yüksek standartları” koruduğunu söyledi. Krallığın uranyum zenginleştirmeye başlamasından önce, ortak bir ABD-Suudi ekibinin sürecin gerekli ve ticari olarak uygun olup olmadığını belirlemesi gerekiyor. Tesis ABD tarafından hassas teknoloji transfer edilmeden inşa edilecek ve bu kararlar uzun vadeli olup gelecekteki yönetimlere kalacak. Anlaşma ayrıca Riyad’ın on yıl boyunca kendi zenginleştirme teknolojisini geliştirmesini veya diğer ülkelerden satın almasını yasaklıyor. ABD’nin İran ile çatışması beşinci ayına girerken ve İran’ın nükleer programı üzerinde aktif bir müzakere yürütülmezken, Tahran’ın özellikle yarım tona yakın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoku göz önüne alındığında, nükleer silahı gelecekteki saldırılara karşı tek caydırıcı seçenek olarak görebileceği endişeleri artıyor. 2018’de bir televizyon röportajında Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, “Suudi Arabistan herhangi bir nükleer bomba edinmek istemiyor, ancak şüphesiz İran bir nükleer bomba geliştirirse, en kısa sürede biz de aynısını yapacağız” demişti. Veliaht Prens’in bu açıklamasından bir yıl sonra, ABD ve İsrail tarafından öldürülen İran Lideri Ali Hamaney ise Washington’un Suudi Arabistan’da nükleer tesis inşa etmekte sorun görmediğini, çünkü krallığın ABD’ye bağımlı olduğunu söylemişti.