İngiltere’nin güneyindeki Upton Lovell bölgesinde bulunan 4 bin yıllık bir iskeletin yeni DNA analizleri, bu kişinin aslında bir kadına ait olduğunu gösterdi. Upton Lovell Şamanı olarak bilinen bu kişinin, 19. yüzyıl başında keşfedildiğinde yüksek statülü bir erkeğe ait olduğu düşünülüyordu. Londra’daki Francis Crick Enstitüsü’nden araştırmacı Tom Booth, mezarın içinde altın işleme aletleri, kemik uçları ve bir altın kolye gibi zengin mezar hediyeleri bulunduğunu belirtti.
DNA TESTİ İKİ KEZ TEKRARLANDI
Booth, ilk DNA testinin kadın sonucu vermesi üzerine “İki yüzyıllık düşünceyi tersine çeviriyoruz, çok dikkatli olmalıyız” dedi ve iskeletten iki ayrı örnek daha test etti. Her iki testin de kadın sonucu verdiğini belirten Booth, bunun iskeletin bir kadına ait olduğunu doğruladığını söyledi. Booth’a göre bu kişi büyük olasılıkla bir kadın metal işçisiydi ve özellikle altınla çalışıyordu. Toplumunda özel bir statüye sahipti ve bu nedenle yuvarlak tümülüslerin altına gömülmüş, eşsiz mezar hediyeleriyle donatılmıştı.
KADININ TOPLUMDAKİ ÖZEL KONUMU
Booth, bu keşfin, kadınların o dönem toplumlarında kendi başlarına güçlü ve özel olamayacakları yönündeki önceki varsayımları da sorgulattığını ifade etti. Upton Lovell’da bulunan kadının, dönemin ortalama kadın boyundan uzun olduğunu, yaklaşık 1.63 metre boyuyla Tunç Çağı erkek ortalamasına yaklaştığını belirten Booth, bu nedenle önceki araştırmaların onu erkek sanmasının anlaşılabilir olduğunu söyledi. Kadının yaklaşık 45 yaşında öldüğünü ve menopoz sonrası dönemde olduğunu da ekleyen Booth, kemik analizinin tek başına cinsiyet tespitini zorlaştırdığını kaydetti.
METAL İŞÇİLİĞİNİN RİTÜEL BOYUTU
Bireyin Upton Lovell Şamanı olarak adlandırılmasının sebebi, mezar hediyelerinin ritüel ve mistisizmle bağlantılı olduğu yönündeki yorumlardı. Ancak Booth, metal işçiliğinin Avrupa çapındaki Tunç Çağı ticaret ağlarındaki önemi nedeniyle zaten ritüel bir nitelik taşıdığını düşünüyor. “Metal işçiliği insanların ritüel yaşamlarına ve bir ölçüde ekonomik yaşamlarına içkin bir şeydi” diyen Booth, bu kadın metal işçisinin o ticaret ve metal işçiliği ağının çok önemli bir parçası olduğunu vurguladı.
KAPSAMLI GENOM PROJESİ
Sonuçlar, Francis Crick Enstitüsü’nde 9 Mayıs’ta açılan “We Go Way Back” adlı yeni bir serginin parçası olarak sunuldu. Enstitünün Antik Genomik laboratuvarını yöneten popülasyon genetikçisi Pontus Skoglund, yaklaşık bin antik bireyin kalıntılarının genetik dizilimini çıkarmayı amaçlayan geniş projenin bilimsel anlayışı ilerleteceğini söyledi. Skoglund, “Kamusal olarak erişilebilir bir antik genetik kaydı oluşturmaya devam ettikçe, bu arkeologlar ve herkes için geçmiş toplumları ve içindeki insanları daha iyi anlama konusunda zengin bir bilgi kaynağı sağlayacak” dedi.