İngiltere’de son on yılda üçüncü kez bir siyasetçinin öldürülmesi, ülke siyasetinde artan şiddet dalgasına ilişkin endişeleri yeniden alevlendirdi. Pazartesi günü Avam Kamarası’nda milletvekilleri birer birer ayağa kalkarak hayatını kaybeden meslektaşlarına saygı duruşunda bulundu ve siyasette yükselen şiddet karşısında ortak kaygılarını dile getirdi. İçişleri Bakanı Shabana Mahmood, milletvekillerini güvenlik konusunda rahatlatmaya çalışırken “Siyaset burada bulunan bizler için bir çağrıdır, ancak tehlikeli bir çağrı olmamalıdır” dedi.
SON 10 YILDA ÜÇÜNCÜ SUİKAST
Eski milletvekili Ann Widdecombe’un geçtiğimiz hafta öldürülmesi, 2016’da Jo Cox ve 2021’de David Amess suikastlarının ardından son on yılı İngiltere tarihinin siyasetçiler için en tehlikeli dönemlerinden biri haline getirdi. 1960’ların sonundan 1998’deki Hayırlı Cuma Anlaşması’na kadar süren ve “Sorunlar” olarak adlandırılan Kuzey İrlanda’daki mezhepsel şiddet döneminden bu yana bu kadar kısa sürede bu kadar çok siyasetçi öldürülmemişti. O dönemde 1979 ile 1990 arasında dört milletvekili İrlandalı cumhuriyetçi militanlar tarafından öldürülmüştü. Ancak bu kez ülke sınırları içinde aktif bir çatışma söz konusu değil.
TERÖR SORUŞTURMASI BAŞLATILDI
Eski Muhafazakar Parti milletvekili olan ve daha sonra sağ popülist Reform UK partisinde göç sözcülüğü yapan Widdecombe, evinde “ciddi yaralanmalarla” ölü bulunmuştu. Polis ilk açıklamasında cinayetin siyasi bir motivasyon taşıdığına dair bir bilgi olmadığını söylerken daha sonra soruşturmanın başına terörle mücadele polisinin geçtiğini duyurdu. Adı açıklanmayan 28 yaşındaki beyaz İngiliz erkek şüpheli önce cinayet, ardından “terör eyleminin işlenmesi, hazırlığı veya teşviki” şüphesiyle gözaltına alındı. Polis Salı günü yaptığı açıklamada Widdecombe’un “hedefe yönelik bir saldırıyla” öldürüldüğünü belirtti. Henüz bir gerekçe açıklanmazken, soruşturmanın “odak noktalarından birinin” şüphelinin Reform UK figürlerini hedef alıp almadığı olduğu ifade edildi.
FARKLI MOTİVLER, ORTAK SONUÇ
Cox ve Amess cinayetleri birbirinden çok farklı motiflerle işlenmişti. Merkez sol İşçi Partisi üyesi Cox, aşırı sağ görüşlere sahip ve geniş bir Nazi koleksiyonu bulunan bir kişi tarafından öldürülmüştü. Merkez sağ Muhafazakar Parti’yi temsil eden Amess ise IŞİD’den ilham alan “fanatik bir İslamcı” tarafından katledilmişti. 1980’lerde olduğu gibi birleştirici bir ideolojinin aksine bu şiddet olayları daha dağınık bir tablo çiziyor. University College London Profesörü Alan Renwick, “çok az sayıda bireyin aşırı eylemleri ile toplumdaki geniş eğilimler arasında bağlantı kurma” konusunda uyarıda bulunsa da siyasetçilerin karşı karşıya olduğu tehdit düzeyinin son yıllarda arttığını kabul ediyor. Renwick “Milletvekilleri ve kamu görevlileri artık neredeyse rutin olarak sayısız tehditle karşılaşıyor. Bu geçmişe göre bir değişim ve demokrasiye ciddi zarar veriyor” dedi.
SOSYAL MEDYA VE ŞİDDET DİLİ
2025 yılında milletvekillerine yönelik polise bildirilen suç sayısı neredeyse 1000’e ulaşarak 2022’ye göre neredeyse iki katına çıktı. Parlamento raporuna göre bu rakam, 2017’de milletvekillerinin bildirdiği 151 suçun on katı. Bu büyük artış, Cox’un öldürülmesi ve İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı öncesindeki zehirli kampanyanın ardından geldi. Cox’un eşi Brendan Cox, “Jo’nun öldürülmesinin ardından siyasi yelpazenin her kesiminde gerçek bir şok ve dehşet vardı. Tüm ülke bir an için bir araya gelerek siyaseti böyle yürütmek istemediğimizi söyledi. Ancak sonraki yıllarda kendi kabuklarımıza daha da çekildik” dedi. Çevrimiçi ortamı “Vahşi Batı kültürü” olarak tanımlayan Cox, şiddeti meşrulaştıran ve körükleyen bu bilgi ortamına karşı harekete geçilmediği sürece benzer durumların tekrarlanacağını söyledi.
SEÇİLMİŞLERİN GÜVENLİĞİ DEĞİŞTİ
Artan siyasi şiddet yalnızca İngiltere’ye özgü değil. Avrupa genelinde siyasetçilere yönelik sözlü saldırı, taciz, tehdit ve yıldırma girişimlerinde belirgin bir artış yaşanıyor. Avrupa Parlamentosu bu durumu “artan siyasi kutuplaşmaya” bağlıyor. İngiltere’de yükselen tehditler, parlamentoda yapılan bir ankete katılan milletvekillerinin üçte birinin yeniden seçilmek istememeyi düşünmesine neden oldu. İlk Müslüman İçişleri Bakanı olan Mahmood, 2010’da ilk kez milletvekili seçildiğinde seçmenlerinin doğrudan gelip sorunlarını paylaştığı açık görüşmeler yaparken, Cox ve Amess’in bu tür görüşmeler sırasında öldürülmesi durumu kökten değiştirdi. Mahmood Pazartesi günü parlamentoda yaptığı konuşmada “Artık bu tür açık görüşmeler mümkün değil. Hala danışma görüşmeleri yapıyorum ama ilk milletvekili olduğum zamankinden çok farklı koşullarda. Bu büyük bir değişim ve tamamen Jo Cox ve David Amess’e olanların bir sonucu. Seçmenlerimizle ilişki kurma şeklimizi değiştirdiği için bu bir trajedi” ifadelerini kullandı.