Ekonomik belirsizlikler, okul saldırıları ve küresel pandemi gibi sorunlarla mücadele eden Z kuşağı, korku filmlerinde kendi gerçekliklerini buluyor. Son dönemde “Obsession” ve “Backrooms” gibi yapımlar, gençleri sinemaya çekmeyi başardı. Uzmanlara göre bu kuşak, korkuyu daha derin ve gerçekçi temalarla ilişkilendiriyor. Terapist ve “Generation Anxiety” kitabının yazarı Lauren Cook, korku türünün Z kuşağıyla birlikte değiştiğini, artık sadece kan ve vahşetten ziyade daha karanlık gerçek hayat kavramlarını keşfettiğini belirtiyor.
OBSESSİON VE BACKROOMS DERİN TEMALARLA GELİYOR
“Obsession” filmi bolca kanlı sahne içerse de, 26 yaşındaki YouTuber Curry Baker’ın yönettiği yapım aynı zamanda kırmızı hap kültürü, feminizm karşıtlığı ve geleneksel değerlere dönüş özlemi gibi derin konulara değiniyor. Filmde Michael Johnston, karşılıksız aşkı (Indie Navarrette) için sihirli bir oyuncak dala dilek dileyen bir adamı canlandırıyor. “Backrooms” ise Z kuşağı yönetmen Kane Parsons imzasını taşıyor. Chiwetel Ejiofor’un başrolünde olduğu psikolojik korku filmi, bir mobilya mağazası sahibinin dükkanında kendi karanlık tarafına inişini anlatıyor. Parsons’ın YouTube serisinden uyarlanan film, izolasyon, travma ve sınırlayıcı olasılıklar gibi Z kuşağına yakın temaları işliyor. Cook, Z kuşağının korkunun dürüstlüğünü takdir ettiğini, bu kuşağın önceki nesillere göre ölümlülükle daha rahat yüzleşebildiğini aktarıyor.
Z KUŞAĞI BİRÇOK ÜRKÜTÜCÜ SORUNLA BÜYÜDÜ
Yaklaşık 1997-2012 arası doğan Z kuşağı, çocukluklarında 2008 mali krizi, okullarında aktif tetikçi tatbikatlarının normalleşmesi, Katrina Kasırgası gibi iklim felaketleri ve küresel pandemi gibi pek çok korkutucu olayla yüzleşti. Şimdiyse karanlık bir iş piyasası ve yapay zeka nedeniyle daha da kötüleşen bir gelecekle karşı karşıyalar. 23 yaşındaki lise öğretmeni ve film analisti Kaitlyn Ruano, Hollywood’un Z kuşağını korkutma konusunda hâlâ başarılı olduğunu ve bunu bu kuşakla derin bir şekilde bağ kuran bir yöntemle yaptığını söylüyor. Ruano, her neslin kendi korku alt türüyle tanımlandığını, 70’lerin slasher filmlerinden 90’ların “The Craft” gibi yapımlarına kadar uzanan bir çizgi olduğunu, 2000’lerdeki zombi filmlerinin ise Amerika’nın terörle savaş ortamını yansıttığını ifade ediyor. Z kuşağının sosyal konulara odaklanmasının, korku türünün bu kuşakta bu kadar iyi işlemesinin tanımlayıcı bir faktörü olduğunu belirtiyor.
YÜZDE 91’İ KORKU FİLMİ İZLİYOR
Pazar araştırma şirketi Statista’nın geçen yıl yayımladığı rapora göre, tüm yaş grupları arasında Z kuşağı tüketicileri korku filmi veya TV şovu izleme olasılığı en yüksek grup. Reklam ajansı Dentsu’nun eğlence direktörü Cathy Boxall, bu oranın yüzde 91 olduğunu ve herhangi bir nesil arasındaki en yüksek payı temsil ettiğini belirtti. Boxall’a göre korku, komedi ve aksiyondan sonra üçüncü favori tür konumunda. Korku filmleri artık Kuzey Amerika bilet satışlarının yüzde 17’sini oluşturuyor; on yıl önce bu oran yüzde 4’tü. Stüdyolar bu dalgayı paraya çeviriyor. “Backrooms”, Z kuşağının desteğiyle açılış haftasonunda Kuzey Amerika’da yaklaşık 80 milyon dolar, dünya genelinde 120 milyon dolar hasılat elde etti. Bu sonuçla yönetmen Kane Parsons, Hollywood tarihinde bir filmi açılış haftasonunda bir numaraya oturtan en genç yönetmen oldu. “Obsession” ise aynı haftasonu ikinci sırayı alarak 15 Mayıs’taki vizyonundan bu yana 150 milyon dolara yaklaştı. Filmin yapım maliyeti yalnızca 750 bin dolardı.
ANALİTİK BAKIŞ VE KAÇIŞIN YENİ TANIMI
Her iki filmin başarısı, Z kuşağının merak uyandıran, viral olan ve izleyicileri çevrimiçi tartışmaya yönlendiren içeriklere olan eğilimiyle tam bir uyum içinde. Ruano, medya ve diğer insanlarla etkileşimlerin belirlediği bir çağda yaşadıklarını, Z kuşağının çoğu şeyi analitik bir şekilde ele aldığını söylüyor. Kuşağının karşılaştığı her içeriği aşırı düşünmeyi sevdiğini, düşünce yazıları ve YouTube video denemeleriyle büyüdüklerini ifade ediyor. Ruano’ya göre siyasi olarak kutuplaşmış, karanlık bir dünyada güçlü olmak zorundalar ve “kaçış” kavramı artık değişti. “How to Lose a Guy in 10 Days” gibi nostaljik, mutlu sonla biten filmlerin artık keyif vermediğini, çünkü bu tür güneşli hikayelerin biraz aşağılayıcı geldiğini belirtiyor. 90’lar ve 2000’ler dizilerinde insanların mezun olup harika işlere veya stajlere girdiğini görmenin, gerçek hayatın o kadar kolay olmadığını düşündürdüğü için sinir bozucu olduğunu söylüyor.