Avrupa Birliği ilişkileri öngörülemeyen dönüm noktaları silsilesinden oluşur. Beklenmedik anda sürecin çökmesi gibi, sürecin önünü tıkayan ve aşılmaz gibi görünen engellerin hiç tahmin etmediğimiz anda aşıldığına da çok tanık olduk.
Sürecin çökmesinde de devamında da kilit faktör siyasi irade oldu. On, beş hatta bir sene öncesine kadar Türklere Avrupa’ya vizesiz seyahat hayal gibi duruyordu. Bugün de yapılan yorumların çoğunluğu olumsuz yönde.
Ancak her iki tarafta da siyasi irade olursa, AB’ye vizesiz seyahat AKP’nin o çok sevdiği sloganla “hayalken gerçek olabilir.” Tabii siyasi iradeyi siyasi çıkar olarak okumak lazım.
Kim derdi ki, iktidara geldiği günden beri açık açık Türkiye’nin tam üyeliğine karşı olduğunu açıklayan Almanya Başbakanı Angela Merkel bugün üyelik sürecinin canlanmasında baş rol oynayacak. Merkel fikir mi değiştirdi. Hiç sanmam. Şartlar değişince ve çıkarlar öyle gerektirince Merkel de “yaklaşımını” değiştirdi.
Merkel şunu gördü:
1)Mülteci akınını kontrol altına almak için Türkiye’yle işbirliği şart,
2)Bu işbirliğinin parasal kaynak aktarmakla sınırlı olması Türkiye için yeterli olmayacak
3)Türkiye’nin işbirliğini sağlamak için AB sürecine dair bazı açılımlar yapmak gerekecek
4)Bu açılımların gerçekleşmesi Türkiye’yi bugünden yarına üye zaten yapmayacak.
Üyelik sürecinin canlandırılması; Türkiye’nin istediği gibi bazı başlıkların açılması için Rum Kesimi’nin ikna edilmesi gerekiyor. Bu çok kolay olmayabilir; üstelik de demokrasi ve güvenlik alanında başlık açılmasının azınlıkta olan AB taraftarları dışında Türk kamuoyunu çok da ırgalamayacağı da ortada. Vize serbestisinin ise, ironik bir biçimde çok büyük bir çoğunluğu pasaport sahibi olmasa da kamuoyunda büyük heyecan yaratacağı aşikar.
KRİTERLERİN HEPSİ YERİNE GETİRİLMELİ Mİ?
Vize uygulamasının kalkması için Türkiye’nin 72 kriteri yerine getirmesi gerekiyor. Bir kısım kriterde ilerleme sağlandı; 50 kadar kriterde eksiklik var. Avrupa da biliyor ki; Türkiye’de bir yerlerden düğmeye basıldı mı, çarklar hiç beklenmedik şekilde hızlı dönmeye başlar; yeter ki siyasi irade olsun. Ancak bu kriterlerin bir kısmının bırakın Haziran’ı hatta Ekim’i bir yıl içinde bile yerine getirilmesi çok zor kriterler. Çünkü gerçek anlamda demokratik bir zihinsel ve akabinde uygulamada dönüşüm gerektiriyor.
Yani bu kriterlerin bir kısmının tam anlamıyla yerine getirilmesi çok güç. Peki hepsinin yerine getirilmesi şart mı?
AB’nin siyasi iradesi ağır basarsa, yani çıkarları gerektirirse, kriterlerin bir kısmının tam anlamıyla yerine gelmemesine göz yumulur. Tıpkı Türkiye’de demokratik alanda geri gidişlere Avrupa’nın ses çıkarmaması gibi.
Yeter ki Türkiye en önemli kriteri yerine getirsin; Yunanistan’a geçişleri ciddi şekilde azaltsın. AB açısından en büyük öncelik taşıyan konu bu. Ve mesele sadece Suriyelilerle sınırlı değil. Şubat ayında Yunanistan’a geçenlerin sadece yüzde 50’si Suriyeli idi; geri kalanların yarısı ise Fas, Cezayir gibi ülkelerden gelen ekonomik göçmenlerdi.
AB'NİN KAYGISI BAMBAŞKA
Yani Türkiye, Fas, Pakistan, Bangladeş gibi ülkelerden gelen ekonomik göçmenleri durdurmak için vize rejimini değiştirir, Suriye, Irak ve Afganistan’lıları Yunanistan’a geçiren insan kaçakçılarını üstüne giderse, karşılığında vizelerin kaldırılmasını sağlayabilir.
Zira Türklere vizenin kalkması artık Avrupa açısından bir felaket senaryosu oluşturmuyor. Konuştuğum pek çok Avrupalı diplomat vizelerin kalkması durumunda akın akın Türklerin geleceği kanaatinde olmadıklarını söylediler. Avrupa Komisyonu’nun resmi tahmini de bu yönde.
Ancak iki konu hassas. Birincisi Kürt meselesi. Güneydoğu’da yaşanan gelişmeler nedeniyle çok sayıda Kürt Avrupa’ya gelmek ister mi kaygısı var.
Şu anda dile getirilmeyen ancak bir noktada muhakkak gündeme gelecek bir başka konu ise Türk vatandaşı IŞİD sempatizanları. Türkiye’nin her iki konuda da Avrupa’lı muhataplarını ikna etmesi gerekecek.
Son olarak. Denebilir ki; Avrupa’da görüş ayrılığı var; herkes Merkel’le mutabık değil. Merkel’in işi tabii ki zor; ancak Avrupa ülkelerinin karşısına koyacağı denklem şu olacak:
“Duvar örerek göçmenlerin gelişini önleyemeyiz; ya kontrolsüz göç karşısında debeleneceğiz, ya da göçün kontrol altına alınması karşılığında, zaten yılda 700 bin Schengen vizesi verdiğimiz Türklere vizeleri kaldıracağız. Hangisini tercih edeceğiz, dünyanın dört bir yanında gelen kontrolsüz göç hareketini mi yoksa pek çoğu zaten geri dönecek olan Türklerin kısa süreli ziyaretleri mi?”
Haziran’a kadar hatta sonrasında kıran kırana müzakereler yapılacağına hiç kuşkum yok. Ama her iki taraf da elini abartmadan oynarsa, vizesiz AB sanıldığı kadar uzak bir hayal olmayabilir.