AÇLIK VE BAŞARI ARASINDAKİ İLİŞKİ
Şef, neo-kapitalizmin yarattığı ve açlığı doyurulamayan zenginlere yönelik bir performans sergiliyor. Akvaryumdan çıkarıp parçalarına ayırdığı kocaman bir ıstakozu, kaynayan suyun içine atarak gösterisini başlatıyor. Hazırladığı şık tabaklar masalara konurken, şef yorucu bir gün geçirip sıradan insanlara kızartılmış erişte satarken geldiği bu lüks ortama atıfta bulunuyor. İzleyicilerden biri, eve döndüğünde bilgisayarına “Ne kadar çok yersen, o kadar çok acıkırsın” yazıyor. Hayatta kazanılan başarıları bir kenara bırakıp gevşedikleri takdirde, bu başarıyı bir daha elde edemeyeceklerini vurguluyor. Aç kalmak gerektiğinden bahsediyor. Kazanmanın veya kaybetmenin bir önemi yok; başarı sürekli dikkat gerektiriyor ve peşinden koşmayı bıraktığında kaçıp gidecektir.
AÇLIK VE REKABETÇİLİK
Bu durumda aç gibi davranmak, hırslı ya da rekabetçi olmayı simgeliyor. Bu açlık, belki yoksulluktan veya geçmişteki yenilgilerin etkisinden kaynaklanıyor ya da başarma arzusunun büyük olmasından. Zirvede kalmak için, iyi günde kötü günde daha fazla iş kazanmak adına gereken her şeyi yapmaya istekli olmalısın. Mücadele eksikliği, genelde farkındalık ya da aşırı kibirden kaynaklanır. Başarıya ulaşmanın anahtarı; nazik, erişilebilir, alçakgönüllü olmak ve her zamankinden fazla çaba harcamaya istekli olmaktır. Randevuları artırmanın tek yolu, konuştuğunuz kişilerin sayısını artırmak ve onların size neden zaman ayırması gerektiğine dair nedenleri çoğaltmaktır.
“Açlık” filminde, ultra zengin bir kadının iki ünlü şefe ev sahipliği yaptığı çarpıcı bir sahne bulunmaktadır. Meşhur bir şef, öğrencisi olan kadın şefe gelir ve “Sana son dersini vereceğim” der. Ardından şunları söyler: “Yemeğin ne kadar lezzetli olursa olsun, bir inanca karşı asla kazanamazsın!” Sonrasında, “Onlar bana inandı, kazanmama izin verdiler, çünkü bana karşı bir açlıkları var, anlıyor musun?” diyerek konuşmasını sürdürüyor. Öğrencisi olan kadın ise “Başarı için açlık çekmen gerekir” ifadesini kullanır. En başında başarının peşinden koşmak için inanç gerektiğini vurgular. Filmde derin bir yoksulluk ile bu yoksulluğu sürdüren doymak bilmez bir kapitalist düzen çarkı tartışılıyor. En iyi olmak için duyulan açlık her zaman devam ediyor. Pınar Kılıç Vappreau’nun “Daha iyi, iyinin düşmanıdır” başlıklı makalesinde sorduğu soru dikkat çekici: “Daha iyisini aramak başarıya giden yolda bizi motive eden bir araç mı, yoksa sahip olduklarımızın değerini göremememize neden olan bir tuzak mı?” Burada sorgulanan, iyi bir şeye sahipken doyumsuzluk dürtüsünün seni daha iyiye ulaşmaya mı yönlendirdiği. Vappreau, “Daha iyinin peşinde koşmaya devam etmek elimizdeki iyiyi kaybetme riskini de beraberinde getirmez mi?” diye soruyor. Yoksul ile zenginin ayrımı her zaman hissedilecek çünkü insan doysa bile açlık hissi geçmeyebiliyor.
*Daha İyi, İyinin Düşmanıdır yazısına buradan ulaşabilirsiniz.*
12 Aralık 2024 Suadiye