DOKTORLARIN COVID-19 BAŞARISI VE YENİ KRİZ
COVID-19 pandemisine karşı ürettikleri aşı ile insanlığı büyük bir tehlikeden koruyan Dr. Özlem Türeci ve Prof. Dr. Uğur Şahin, şu an farklı bir sıkıntı ile yüzleşiyor. En büyük hissedarları olan Strüngmann kardeşlerle ilgili ortaya atılan iddialar, dikkatleri üzerinde topluyor. Bu iddialar, aşı başarısının yanı sıra BioNTech’in hissedar yapısına dair tartışmaları da gündeme getiriyor. Dr. Özlem Türeci ve Prof. Dr. Uğur Şahin, COVID-19 aşısıyla insanlığa umut sunarken şimdi beklenmedik bir kriz yaşıyor. Strüngmann kardeşlerle ilgili çıkan iddialar, BioNTech’in hissedar yapısı hakkında soru işaretleri doğuruyor. Bilim insanları, bu gelişmeler ışığında başarılarının yanı sıra şirket içindeki dinamikleri de yönetmek zorunda kalıyor.
ZENGİN KARDEŞLERİN BAŞARILARI
Thomas ve Andreas Strüngmann kardeşler, BioNTech hisselerinin %47’sini alarak “Almanya’nın en zenginleri” listesine girmeyi başardı. İlaç sektöründe kazandıkları servetle dikkat çeken kardeşler, sadece ekonomik başarı sağlamakla kalmadı, aynı zamanda bilim dünyasında önemli projelere de imza attı. Babalarının anısını yaşatmak amacıyla Frankfurt am Main’de kurdukları Ernst Strüngmann Enstitüsü aracılığıyla, uzun yıllardır insan düşüncesinin temelleri ve zihinsel süreçlerin mekanizmaları üzerine araştırmalar yapıyorlar. Bu enstitü, beyin ve bilinç üzerine gerçekleştirdikleri çalışmalarla bilimin sınırlarını sürekli genişletiyor.
Özlem Türeci’nin de yer aldığı ve değeri 23 milyar euroya ulaşan enstitü, bilim dünyasında önemli bir konuma sahip. Enstitü, dünya çapında seçkin araştırmacıları bir araya getirerek yenilikçi projelere ev sahipliği yapıyor ve disiplinler arası çalışmaları teşvik ediyor. Ancak, 2023’te meydana gelen taciz skandalları, bilim dünyasını derinden sarstı. Ortaya atılan iddialara göre, enstitüde görev yapan bazı üst düzey yöneticiler, laboratuvarda çalışan kadın bilim insanlarına yönelik cinsel tacizlerde bulundu. Bu durum, araştırma dünyasında büyük bir yankı uyandırırken, kurumun güvenilirliği sorgulanmaya başlandı.
ANKETLE ORTAYA ÇIKAN GERÇEKLER
Tacizin boyutu, artan şikayetler sonucunda düzenlenen çevrimiçi bir anketle gün yüzüne çıktı. Ankete katılan 85 kişiden yüzde 73’ü, enstitüde cinsel tacize maruz kaldığını belirtti. Gösterilen tepkiler ve yönetimin kayıtsız kalması, enstitüdeki skandalların ciddiyetini artırıyor.
ŞİKAYETLER VE SORUŞTURMA SÜRECİ
Eylül ayında, artan tacizler nedeniyle 52 bilim kadını, vakıf yönetimine bir mektup yazmaya karar verdi. Mektupta, “Çalışma ortamımız cinsiyetçilik ve zorbalık nedeniyle ciddi zarar görüyor. Birçoğumuz bu tacizlerin hedefi olduk. Böylesine baskı dolu bir atmosferde çalışmak artık dayanılmaz bir hale geldi.” ifadelerine yer verildi. Max Planck Topluluğu, gelen şikayetleri ciddiye alarak enstitüde gizli bir soruşturma başlattı. Soruşturmanın ardından elde edilen bulgular, ayrıntılı bir rapor halinde enstitü yönetimine sunuldu ve olaya karıştığı belirlenen bir yöneticinin görevine son verildi. Enstitünün avukatı, tüm iddiaların titizlikle inceleneceğini, hiçbir taciz veya cinsel saldırı vakasına tolerans gösterilmeyeceğini vurguladı. Her türlü şikayetin hukuki süreçlerle takip edileceği ve sorumluların en ağır şekilde cezalandırılacağı ifade edildi.