Bir tarafta Amerika’nın ilk kadın başkanı olma hedefindeki eski first-lady, iki dönem New York kongre üyeliği ve dört yıl boyunca dışişleri bakanlığı yapmış Hilary Clinton, diğer tarafta ise tüm dünyanın şaşkınlıkla izlediği, geleneksel siyasetin bir hayli dışından, gafları ve aykırı söylemleriyle hiç kimsenin başta şans vermediği bir emlak milyarderi, Donald Trump.
Amerika’da başkan adaylarının, kendilerini seçenlere karşı sorumluluklarından biri de 1988'den bu yana her seçimde, canlı yayında karşılıklı olarak bu münazaralara katılmaları. 1987 yılında kurulan “Başkanlık Münazaraları Komisyonu” (Commission on Presidential Debates) adlı sivil toplum kuruluşunun koordinasyonunda; 1988,1992,1996,2000,2004,2008,2012 seçimlerinde yapılan münazaralar bir gelenek oluşturmuş durumda. Adaylar bu münazaralarda ekran önünde karşılıklı olarak tartışarak seçmenlerin oy tercihlerinde etkili olmaya çalışıyorlar. Bir sivil toplum kuruluşunun bu ölçekte bir uygulamayı Amerikan siyasi kültüründe oturtmuş olması da dikkate değer başka bir nokta olarak göze çarpıyor.
Başkanlık münazaralarının takvimi aylar öncesinden belli olurken, adayların hangi konularda kaçar dakika konuşacaklarına kadar varan tüm detaylar, adil bir tartışma ortamının sağlanabilmesi için titizlikle planlanıyor. Ülkenin önde gelen TV kanalları, politik eğilimleri farketmeksizin her seçim döneminde kura usulüyle bu münazaralara ev sahipliği yapıyor, ve adaylar bu programlara tüm güçleriyle hazırlanıyorlar. Türkiye’de Doğruluk Payı tarafından uygulanan “fact-checking” metodu, bu münazaralarda hem adayların kampanya yöneticileri tarafından, hem de bu münazaraları yayınlayan medya kuruluşları tarafından sıkça kullanılırken, yapılan son araştırmalara göre seçmenlerin %36'lık kesimi, oy vereceği ismi bu münazaraların ardından belirleyeceğini ortaya koyuyor.üüKüreselleşmenin de etkisiyle bugün bir çok ülkede Amerika’daki örneklerine benzer münazaralar seçimler öncesinde gerçekleştiriliyor ve siyasi rekabet ekran önünde kendini seçmene anlatmak için kullanılıyor. Debates International’a göre bugün 78 farklı ülkede farklı kademelerde gerçekleştirilen seçimler öncesinde adaylar seçmenin karşısında kozlarını paylaşıyorlar. 2016 yılı itibariyle ne yazıkki Türkiye, bu 78 farklı ülke içerisinde yer almayan nadir çok partili sisteme sahip ülkelerden biri olarak göze çarpıyor.
Küreselleşmenin de etkisiyle bugün bir çok ülkede Amerika’daki örneklerine benzer münazaralar seçimler öncesinde gerçekleştiriliyor ve siyasi rekabet ekran önünde kendini seçmene anlatmak için kullanılıyor. Debates International’a göre bugün 78 farklı ülkede farklı kademelerde gerçekleştirilen seçimler öncesinde adaylar seçmenin karşısında kozlarını paylaşıyorlar. 2016 yılı itibariyle ne yazıkki Türkiye, bu 78 farklı ülke içerisinde yer almayan nadir çok partili sisteme sahip ülkelerden biri olarak göze çarpıyor.
Birçok gelişmiş demokrasiyle kıyaslandığında seçimlere katılım oranlarıyla oldukça yukarılarda yer alan Türkiye’de, seçmenlerin yüksek katılım oranlarına ve halkın iradesini sandığa yansıtma alışkanlığına rağmen siyasi liderler, ne yazık ki aynı özeni seçmenlerini seçim dönemlerinde savundukları politikalarla ilgili kıyaslamalı bir bilgilendirme konusunda göstermiyor.
Türkiye’nin genç, dinamik ve bilinçli seçmen yapısı uzun zamandır liderler tarafından tercih edilmeyen, ötelenen ve hatta kaçınılan bu uygulamayı tekrar hayata geçirmelerini hak ve talep etmek, demokrasilerin gala geceleri olan bu tartışma ortamlarını tekrar hayata geçirecek bir baskıyı tüm siyasi aktörler üzerinde göstermelidirler.
Seçmenlerin oy verecekleri partilerin Türkiye’nin sorunlarına dair çözüm önerilerini karşılaştırmalı olarak izleyebilmeleri ve bilgi edinmeleri temel bir vatandaşlık hakkı olduğu gibi, benzeri bir açık oturum, kutuplaşan siyasi ortamın, karşılıklı atışmalarla şekillenen siyasetimizin normalleşmesine de katkı sağlayacaktır.