Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda hayatını kaybeden 246 yıl önceki bir askerin kimliği, DNA testi ve titiz bir araştırma sayesinde tespit edildi. Maryland’li genç asker John Pumphrey, savaşın son büyük çatışmalarından birinde can vermişti ve şimdi, kuruluşuna katkıda bulunduğu ulusun 250. doğum gününe kısa bir süre kala tarihteki yerini alıyor. FHD Forensics’in kurucusu Allison Peacock, “Sanırım işin içinde ilahi bir zamanlama vardı. Buna başka ne diyebilirsiniz ki?” ifadelerini kullandı.
KİMLİĞİ BELİRSİZ BİR İSYAN ASKERİNİN HİKÂYESİ
Pumphrey, 16 Ağustos 1780’de Güney Karolina’daki Camden Muharebesi’nde hayatını kaybetti. Bu çarpışma, Kıta Ordusu’nun en ağır yenilgilerinden biriydi; İngiliz General Lord Cornwallis, Tümgeneral Horatio Gates komutasındaki vatansever güçleri bozguna uğrattı. Öldürülen 900 kişinin çoğu, vahşi hayvanların, Güney Karolina’nın kavurucu sıcağının ve yıkıcı neminin insafına terk edilerek olay yerinde bırakıldı. 2020 yılında bölgede inceleme yapan arkeologlar, topraktan fırlamış insan kemiklerine rastladı. Sonuçta 14 ayrı kalıntı seti belirlendi; bunlardan 12’si Kıta Ordusu askerlerine aitti. Diğerlerinin İngiliz tarafıyla bağlantılı olduğu tespit edildi ve savaş alanına yeniden defnedildi.
DNA ANALİZİYLE TARİHE YOLCULUK
Richland County Adli Tıp Kurumu, Teksas merkezli FHD Forensics ile modern vakalarda çalışmıştı ve bu kez onlardan yardım istedi. Peacock, bu vakayı “Amerika’nın en eski kimliği belirsiz cesedi” olarak adlandırdı. Peacock, “Yaptığımız şey, diğer tüm kimliği belirsiz ceset vakalarında yaptığımızın hemen hemen aynısıydı. 240 yıldan daha eski kalıntılar üzerinde bir soy araştırmasına uygun genetik profiller elde edip edemeyeceğimizi kimse gerçekten bilmiyordu. Ama şanslıydık” dedi. Diğerlerinden farklı olarak, Pumphrey ve dört yoldaşı ince bir toprak tabakası altında alelacele gömülmüştü. Kendisine sadece “Camden 9B” adı verildi. Kalıntılar incelendi ve kataloglandı. 12 Kıta askeri daha sonra tam askeri törenle yeniden toprağa verildi. Camden 9B’nin mezar taşında sadece “KİMLİĞİ BİLİNMİYOR. BAĞIMSIZLIK SAVAŞI. CAMDEN MUHAREBESİ. 16 AĞUSTOS 1780” yazılıydı.
DİŞLERDEN SONUÇ ALINAMAYINCA KAFATASINDAN ÖRNEK ALINDI
Bu arada iki askerden alınan örnekler, Kaliforniya’daki Astrea Forensics’e DNA çıkarma ve sıralama için gönderildi. Peacock, “Genellikle bu tür bir vakada dişlerle çalışırız çünkü dişler çenededir ve korunurlar; kökleri korunur. Bu vakada dişlerden hiçbir sonuç alamadılar” diye konuştu. Astrea’nın kurucu ortağı ve bilimsel danışmanı Kelly Harkins Kincaid’e göre bu kadar eski kalıntılarda insan DNA’sını mezardaki diğer tüm genetik materyalden ayırmak çok zordu. Kincaid, “Topraktaki mikrobiyal çevre ve ortamdaki su tarafından kolonize ediliyor” dedi. 10 bin yıllık DNA örnekleriyle çalışmış olmasına rağmen bu, şirketinin bir soy ağacı oluşturmak için kullandığı en eski örnekti. Kafatasının tabanında, kulağın arkasındaki hassas bir yapı olan petröz temporal kemikten üç tip DNA çıkarmayı başardılar: otozomal, X kromozomu ve Y kromozomu.
DNA EŞLEŞMESİ VE ARŞİV ÇALIŞMALARIYLA KİMLİK BELİRLENDİ
Peacock’un ekibi sonuçları FamilyTreeDNA ve GEDmatch’e yükledi. Peacock, “Çalışmak için 20 bin eşleşmemiz oldu. Bu yüzden ayıklanması gereken çok şey vardı” ifadesini kullandı. Anne soyundan gelen eşleşmelerden biri, Pensilvanya Gettysburg’da yaşayan emekli federal ajan Russ Hudson’du. Hudson, arşiv araştırması yapmaya gönüllü oldu. Maryland’in Anne Arundel İlçesi’nden, hayatta bir yol arayan, yoksul bir yetim gencin profili ortaya çıkmaya başladı. Doğum kaydı bulunamadığı için Pumphrey’in savaşa gittiğinde kaç yaşında olduğu net değil. Yeniden kaydolma belgelerini bir “X” işaretiyle imzalamıştı. Peacock, ancak öldüğünde dizlerindeki büyüme plakalarının henüz tam kapanmamış olmasından yola çıkarak oldukça genç olduğunu belirtti.
BİNLERCE KİLOMETRE YÜRÜYÜP GÜNEY'DE SON BULDU
Araştırmacılar, Pumphrey ve 7. Maryland Alayı’ndaki yoldaşlarının, Pensilvanya’daki Valley Forge’da George Washington’la birlikte olduğunu artık biliyor. Peacock, birliğinin Brandywine, Germantown ve Monmouth muharebeleri de dahil olmak üzere Kuzey Cephesi’ndeki bazı büyük çarpışmalarda yer aldığını söyledi. Peacock, Pumphrey’in Güney Karolina’nın çam ormanlarında can vermeden önce bin mil (yaklaşık 1600 km) yürümüş olabileceğini tahmin ediyor. “John Pumphrey’in ölüm nedenini gerçekten bilmiyoruz çünkü vücudunda belirli bir yaralanma bulamadılar. Yumuşak doku yaralanması, örneğin bir süngü yarası olabilir ancak 246 yıl sonra bunu söylemek biraz zor” dedi.
ARAŞTIRMACININ AKRABASI ÇIKTI
Diğer bir kalıntı seti olan Camden 11A üzerindeki çalışmalar devam ediyor. Kesin olan bir şey var: Peacock, onunla akraba. Peacock, “Bir vakayı üstlendiğimde yaptığım ilk şeylerden biri, DNA’mı kalıntılarla karşılaştırıp akrabam olup olmadığına bakmaktır. Sadece çılgın bir ihtimal. Daha önce hiç olmamıştı ama Camden 11A ile akrabayım. Bu yüzden onu teşhis etmek için çok motiveyim” diye konuştu. Geçtiğimiz ay Peacock, araştırmaya yeterince güvenerek Camden 9B’ye bir isim koydu. Anne Arundel İlçesi’ndeki 19. yüzyıldan kalma Benson-Hammond Evi’nde düzenlenen duygusal bir törende akrabalar gözyaşlarına boğuldu. Pumphrey’in onuncu kuşaktan büyük kuzeni olan Florida’dan Becky Berman, “Bazı arkeologların tesadüfen topraktan fırlayan kemiklere rastlaması ve bu insanları DNA ile tespit etmenin zor olacağını bilmek, bunu gerçekten heyecan verici buluyorum” dedi.
MEZAR TAŞINDAKİ 'KİMLİĞİ BİLİNMİYOR' İBARESİ KALKACAK
Emekli federal ajan Hudson için hikâye, ABD hükümetinin araştırmayı onaylaması ve beşinci dereceden büyük amcasının mezar taşındaki “KİMLİĞİ BİLİNMİYOR” yazısını kaldırmasıyla sona erecek. Hudson, Amerika’nın bunu John Pumphrey’e borçlu olduğunu söyledi. Gözleri yaşaran Hudson, “Bu yeni ulus uğruna, diğerleriyle birlikte kendini feda etti” ifadelerini kullandı.