WNBA, zaman zaman basketbol ligi olarak da işlev gören bir iç çatışma ve kültür savaşı alanına dönüşmüş durumda ve 19 Kasım 2004’teki o kırılma anında olduğu gibi acilen kendi David Stern’ünü arıyor. Bundan 22 yıl önce, Detroit Pistons pivotu Ben Wallace potaya yürürken Indiana Pacers forveti Ron Artest’in sert müdahalesiyle yere yığılmıştı. İki oyuncu arasında başlayan itişme kakışma kısa sürede iki takım arasında tam bir kavgaya dönüşmüştü. Olayın o noktada kapanması bile yeterince kötü olurdu; ancak 2004’e gelindiğinde Michael Jordan, Magic Johnson ve Larry Bird çoktan ayakkabılarını asmış, NBA tam da en kritik dönemeçte başarısızlığa sürükleniyordu.
BASKETBOLUN SOKAK KAVGASINA DÖNÜŞTÜĞÜ DÖNEM
Bu süperstarların bıraktığı boşluğu dolduracak hiçbir oyuncu sahneye çıkmamıştı. Bunun yerine lig, bu isimlerin ardından tam tersi bir yöne savruldu ve oyunun inceliğini ortadan kaldırarak sahadaki mücadeleyi bir sokak kavgasına çevirdi. Hakemler ise ya bu fiziksel oyunun içine giremedi ya da buna hiç niyetlenmedi. Bu durum, oyuncularla taraftarlar arasında derin bir kopukluk yarattı. Dönemin NBA yetkililerinden biri, bir odak grubunun bile lig oyuncularını tüm profesyonel sporlar arasında en az sevilen figürler olarak sıraladığını Washington Post’a anlatmıştı. Tüm bu tablo, Michigan’daki Auburn Hills’te yaşanacakların zeminini hazırlamıştı.
ARENA'DA KABUS GECESİ: MALICE AT THE PALACE
Pacers ile Pistons arasındaki kavga yatışmaya başladığı sırada, masanın üzerinde uzanmış olan Artest’e tribünden bir seyirci içecek fırlattı. Artest, suçluyu bulmak için doğrudan tribünlere daldı. Takım arkadaşı Stephen Jackson da onu takip etti ve dakikalar içinde oyuncularla taraftarlar birbirine girmeye başladı. Ligin peşini yıllarca bırakmayacak kaos ve görüntüler ortaya çıktı. O yıl NBA Finalleri’nin reytingleri yüzde 29 düştü. “Malice at the Palace” olarak anılan bu olayın ardından dönemin komisyoneri David Stern hızla harekete geçti. Olaya karışan dokuz oyuncuya toplamda 141 maç ceza verdi; bu cezaların 86’sı tek başına Artest’e aitti. Stern bununla da yetinmedi ve o yaz yapılan toplu sözleşme görüşmelerinde, oyuncu sendikasını ikna ederek birçok yeni kuralı hayata geçirdi.
STERN'ÜN KÖKLÜ DEĞİŞİM HAMLELERİ
Yeni düzenlemelerle oyunculara sezon başına iki ek toplum hizmeti zorunluluğu getirildi ve ısınma sonrası sahadan çıkarken taraftarlara imza verme şartı eklendi. Stern, beş yılda 100 milyon dolar toplamayı hedefleyen NBA Cares girişimini kurdu. Ayrıca, oyuncular için iş kıyafeti zorunluluğu getiren ve başlık, zincir ile kıyafet üzerine takılan madalyonları yasaklayan bir kıyafet yönetmeliği uygulamaya koydu. Bu kurallar, siyah kültüre yönelik bir suçlama olarak gören oyuncular arasında son derece popülerdi. “Bir adamı smokin giydirmek onun iyi biri olduğu anlamına gelmez,” sözleriyle Allen Iverson’ın ölümsüzleştirdiği bu düzenlemeye destek beklenmedik yerlerden geldi. Ünlü yönetmen Spike Lee dönemde Washington Post’a verdiği röportajda, “Dürüst olalım, imaj her şeydir. Ligin imajını değiştirmeye çalışıyorlar. Detroit’teki kavga ve diğer algılar nedeniyle bir halkla ilişkiler sorunları olduğunu fark ettiler ve bunu değiştirmek için yola çıktılar,” demişti.
WNBA'İN KARİKATÜRE DÖNÜŞEN İMAJI
Üzerinden 22 yıl geçti ve şimdi WNBA de bir halkla ilişkiler sorunuyla karşı karşıya. Bunu değiştirmenin bir yolunu bulması gerekiyor. Kuşaklar arası yetenek, ana akım ilgi ve iyi bir basketbol ürününe sahip olan lig, bir karikatüre dönüşme tehlikesi yaşıyor. Sıradan bir basketbol izleyicisi A’ja Wilson’ın büyüklüğünü bilmiyor; ancak Sophie Cunningham hakkındaki meme’leri ezbere tekrarlayabiliyor. Politikacılar ve siyasi yorumcular ligdeki iki takımın adını bile söyleyemezken, ligde kendini kamuoyuna trans birey olarak tanıtan tek bir oyuncu bile olmamasına rağmen, aniden alevlenen trans sporcu tartışmasına memnuniyetle dâhil oluyorlar. Minnesota Lynx’ten Kayla McBride’ın 10 üçlük atıp 43 sayı bulmasını kimse izlemedi ama Seattle Storm sahibi Celeste Keaton’ın çocuklara bağırdığı anları görmeyen kalmadı. Bu yorucu bir melodram halini aldı; şut atabilen “Mean Girls” gibi. Bu durum, yolu döşeyen kadınlara yapılan bir haksızlık olduğu kadar ligin istikrarı için de gerçek bir tehdit. Oyuncular ve lig, bu durumda tamamen suçlanamaz; bu bir bakıma toplumsal bir başarısızlık. Kişisel rekabetler erkek sporlarında normal karşılanırken, kadınlarda aynı şey “kedi kavgası” olarak niteleniyor ve herkesin iyi geçinmesi bekleniyor.
TOPLUMSAL ÇATLAKLAR VE LİDERLİK BOŞLUĞU
Öte yandan mesele yalnızca spora sadık kalmakla da ilgili değil. WNBA’deki kadınlar tıpkı NBA’deki erkekler gibi düşüncelerini açıklamakta özgür olmalı. Ligin ırk ve LGBTQIA+ demografisi nedeniyle WNBA, ülkenin kültürel ve politik fay hatlarının tam üzerinde duruyor. Oyuncuların bu konuları görmezden gelmesini istemek, kendi varoluşlarını görmezden gelmelerini istemekle eşdeğer. Ancak DiJonai Carrington’ın itici faul sonrası oyundan atılmasının ardından “beyaz ayrıcalığı” hakkında paylaşım yapması ya da Cunningham’ın aslında var olmayan tehditlerden bahsederek soyunma odasındaki trans sporcu korkusunu dile getirmesi mevcut depremlere yenilerini ekliyor. Bu açıklamalar, gerçek sorunların değerini düşürüyor ve önemli konuşmaları, fırsatçıların kullandığı klişelere dönüştürüyor. Eski NBA oyuncuları Enes Kanter Freedom ve Royce White’ın artık kendilerini trans birey olarak tanımlayıp 2027 WNBA draftına girmek istediklerini açıklamaları bu fırsatçılığın en somut örneği. Bu karmaşadan çıkışın yolu, NBA’in 20 yıl önce çıkış yoluyla aynı: liderlik.
KOMİSYONER ENGELBERT'İN YÖNETİMİ
Komisyoner Cathy Engelbert, 2 milyar dolarlık medya hakları anlaşması, lig genişlemesi ve oyuncularının mesleğiyle orantılı maaşlar da dâhil olmak üzere lig için büyük yükseltmelere imza attı. Ancak liderlik yalnızca anlaşmaları sonuçlandırmaktan ibaret değil; aynı zamanda krizlerin tam ortasında durmaktan ve ayakkabıların kirlenmesinden çekinmeden çamura girmekten geçiyor. Engelbert, oyunculara ve koçlara trans sporcularla ilgili konuşmalarda dikkatli olunmasını içeren bir lig notu gönderdi ve konuyu görüşmek üzere bir çalışma grubu oluşturacağını açıkladı. Komisyonerin oyuncularla ilişkisi ise soğuk ile hiç yok arasında gidip geliyor. Komisyonerin oyuncularla arkadaş olması gerekmediği gibi böyle bir zorunluluğu da yok; ancak saygı görecek kadar destek ve yetkiye sahip olmalı. Geçen yıl Napheesa Collier, lig yönetimini “dünyanın en kötü yönetimi” olarak nitelendirmişti. Sabrina Ionescu da son dönemde yaptığı açıklamada “Her şeyin her zaman yolunda gitmesi mümkün değil, ancak ilişkiler kurmak ve ligdeki birden fazla oyuncuyla daha iyi ilişkilere sahip olmak kesinlikle geliştirilebilecek bir konu,” dedi. Bu, özellikle zor zamanlarda diyaloğu, yüzleşmekten kaçınmak yerine korkusuzca yüzleşmeyi ve not yerine yüz yüze toplantıları gerektiriyor.
STERN'ÜN KARARLILIĞI ÖRNEK OLDU
Stern’ün Malice at the Palace’a verdiği kararlı yanıt, hem ceza alan oyuncular hem de taraftarlara uygulanan yaptırımlar, bu davranışlara tolerans gösterilmeyeceğini net bir mesajla ortaya koymuştu. Bu yaklaşım yalnızca gelecekteki isyanları bastırmakla kalmadı; aynı zamanda NBA’in, taraftarların sporculara şikâyetlerini dile getirme konusunda her zamankinden daha istekli olduğu sosyal medya çağında yol almasını sağlayacak zemini de hazırladı. Stern, bu süreçte popüler olmamasına rağmen kararlılığını korudu. Kıyafet yönetmeliğine direnen oyuncular şikâyetlerini dile getirdiler ama hepsi sonunda kurala uydu. Nitekim Malice at the Palace’dan 10 yıl sonra LeBron James’in prodüksiyon şirketi All-Star hafta sonuna yeni bir etkinlik ekledi: Bir moda şovu.