ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu ocak ayında ele geçirmesinin ardından Küba’ya yönelik ekonomik baskıyı artırması, sıradaki hedefin otoriter bir lider tarafından yönetilen bir diğer Latin Amerika ülkesi Nikaragua olup olmadığı sorusunu gündeme getirdi. Nikaragua Devlet Başkanı Daniel Ortega geçtiğimiz haftalarda yeni seçim ihtimalini tamamen reddederken, ABD yönetiminin bu ülkeye yönelik yakın zamanda bir müdahalede bulunacağına dair herhangi bir sinyal vermemesi dikkat çekiyor. Ülkenin eş başkanları Ortega ve eşi Rosario Murillo, Trump yönetimini kışkırtmaktan kaçınarak düşük profil izlemeyi tercih ediyor.
ABD'NİN NİKARAGUA STRATEJİSİ NASIL ŞEKİLLENİYOR
Venezuela operasyonunun hemen ardından Nikaragua yönetimi, Washington’a yönelik jestler olarak yorumlanan adımlar attı. ABD’nin talebi üzerine düzinelerce mahkumu serbest bırakan Managua yönetimi, Kübalılar için vize zorunluluğunu yeniden getirerek Kuzey Amerika’ya göçü sınırladı. Nisan ayında ABD, Ortega ve Murillo’nun iki oğlunu hedef alan yeni yaptırımlar açıklarken, Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Managua’ya yönelik sertleşen bir üslup benimsedi. Rubio, Ortega’nın seçimleri iptal etme açıklamasını kınamakla birlikte Küba için yaptığı gibi rejim değişikliği önermekten şimdilik kaçınıyor.
BİR ANALİZE GÖRE KÜBA ÖNCELİKLİ NİKARAGUA İSE İKİNCİ PLANDA
Kaliforniya Üniversitesi Santa Barbara Kampüsü Küresel Çalışmalar Bölümü’nden Profesör Kai Thaler, “Marco Rubio için Küba, Nikaragua’dan çok daha önemli. Ayrıca Nikaragua, Venezuela’nın doğal kaynaklarına sahip değil” değerlendirmesini yaptı. Thaler, bir diğer önemli farkın Nikaragua’nın bir aile tarafından yönetilmesi ve Maduro’nun yerine geçen Delcy Rodriguez gibi net bir halefinin bulunmaması olduğunu belirtti. “Ortega ve Murillo, liderlik için her alternatifi ortadan kaldırdı” diyen Thaler, Ortega’nın ABD’nin Nikaragua’ya odaklanacağına inanmadığını ve kendini güvende hissettiğini savundu.
UZMANLARA GÖRE BEYAZ SARAY DOLAYLI BASKIYI TERCİH EDİYOR
ABD merkezli Amerikalılar Arası Diyalog Kurumu’ndan siyaset bilimci Manuel Orozco, ABD’nin Nikaragua’ya yönelik yaklaşımının Küba ve Venezuela’dan farklı olduğunu belirtti. Beyaz Saray’ın göç dalgalarına veya baskıya yol açabilecek eylemlerden kaçınarak doğrudan müdahale yerine kademeli değişikliklere odaklandığını ifade eden Orozco, “Murillo ve Ortega diktatörlüğündeki siyasi eylemsizlik iç çatışma, ekonomik yavaşlama ve olası bir toplumsal protesto üretecek. ABD baskısını bu noktada devreye sokabilir. Ancak şu anda müdahale edilirse siyasi geçişin etkisi bilinmiyor” dedi.
ORTEGA'DAN NADİR SERT AÇIKLAMALAR GELDİ
Nisan ayında nadiren kamuoyu önüne çıkan Ortega, çocuklarına yönelik yaptırımları “akıl hastalığı” olarak nitelendirdi. Üç ay sonra seçimlerin sona erdiğini duyuran Ortega, Maduro’nun ele geçirilmesini “canavarlık” olarak tanımladı. Thaler, bu açıklamaları hükümetin ABD’nin Nikaragua’ya odaklanmayacağına dair güveninin bir göstergesi olarak yorumlarken, Orozco bu söylemlerin öncelikle iç tabana yönelik sembolik mesajlar olduğunu söyledi.
NİKARAGUA'DA MUHALEFET VE İKTİDARIN GELECEĞİ
Orozco, ABD’nin yaptırımlar yoluyla bir dizi baskı geliştirdiğini ancak Nikaragua’nın buna nadiren yanıt verdiğini belirterek, doğrudan müdahale senaryosunun gerçekçi olmadığını vurguladı. Uzun vadede ABD’nin, teorik olarak Kasım 2027’de yapılması planlanan genel seçimleri göz önünde bulundurarak baskıyı koordine edebileceğini ifade etti. Thaler ise kısa vadede ABD politikasında büyük bir değişiklik öngörmezken, Ortega ve Murillo’nun her zaman müzakereye hazır olduğunu ancak mahkum serbest bırakma gibi sinyallerin güçlerini tehdit etmeden baskıyı azaltmaya yönelik yüzeysel tavizler olduğunu söyledi.
MURILLO'NUN ARTAN SİYASİ AĞIRLIĞI DİKKAT ÇEKİYOR
Her iki analist de Şubat 2025’te eş başkan unvanını alan Murillo’nun fiilen yönetimin başında olduğu görüşünde birleşiyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamalarında Murillo’yu Ortega’dan önce anmaya başlaması da bu görüşü destekliyor. Thaler, Murillo’nun güvenlik güçleri ve vatandaş kontrol mekanizmaları üzerinde güçlü bir hakimiyet kurduğunu belirtirken, Orozco Murillo’nun popüler bir tabana sahip olmadığını ve ordudaki siyasi sermayesinin işlevsel ve çıkara dayalı olduğunu savundu. Orozco, “Bu insanların 40 yılı aşkın siyasi deneyimi var. Bu tür karakterlerle nasıl başa çıkılacağını bilen çok az kişi var” ifadelerini kullandı.