Suudi Arabistan, İran savaşı krallığın kapısına dayanırken Müslüman dünyasının en güçlü iki askeri gücünü savunma ağına dahil etti. Pakistan ve Türkiye, Cuma günü Mekke’de Suudi Arabistan ile NATO tarzı karşılıklı savunma paktı imzaladı. Bu anlaşma, üç ülke arasındaki uzun süredir devam eden güvenlik bağlarını kolektif savunma ittifakına dönüştürürken, taraflardan birine yapılacak herhangi bir saldırıyı “üçüne de yapılmış sayacak”. Bu taahhüt, Pakistan ve Türkiye’yi bugüne kadar mesafeli durdukları bir savaşın içine çekebilir.
BÖLGESEL SAVUNMA PAKTININ KAPSAMI VE NEDENLERİ
Üç ülkenin ortak açıklamasına göre anlaşmanın resmi gerekçesi, “her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmek” ve “üç devlet arasındaki savunma işbirliğinin tüm yönleriyle geliştirilmesini sağlamak” olarak duyuruldu. Söz konusu pakt, Suudi Arabistan’ın ABD ile uzun süredir devam eden güvenlik ortaklığına ek olarak yeni ve güçlü bir koruma katmanı sağlıyor. Bu gelişme, bölgede Washington’un petrol zengini Körfez müttefiklerini koruyup koruyamayacağına dair artan şüphelerin yaşandığı bir dönemde geldi.
NATO’nun ABD’den sonraki en büyük ordusuna sahip olan Türkiye ile nükleer silaha sahip tek Müslüman ülke konumundaki Pakistan’ın dahil olduğu bu ittifak, Suudi Arabistan’ın caydırıcılık gücünü önemli ölçüde artırıyor. Bu yapı, artan İran tehdidine karşı Sünni öncülüğündeki birleşik bir askeri cephe oluşturuyor. Ancak bir Türk yetkili, anlaşmanın belirli bir aktöre yönelik olmadığını belirtirken, Suudi Dışişleri Bakanlığı da bu durumun “askeri bir eksen veya mezhepsel bir blok oluşturma çabası” anlamına gelmediğini vurguladı. Aynı Türk yetkili, bölgedeki diğer ülkelerin de ittifaka katılabileceğini ifade ederek, oluşumun NATO’ya benzer şekilde yeni üyeler çekebileceğine işaret etti.
İRAN TEPKİSİ VE SAHA DURUMU
Açıklamada tarafların üstlendiği somut yükümlülüklerin ayrıntısı verilmezken, anlaşmanın üç ülkeyi birbirini savunma konusunda ne ölçüde bağlayacağı da belirsizliğini koruyor. Pakt, İsrail’in bölgedeki askeri erişim alanını genişlettiği ve Riyad’ın Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkilerinin gerildiği bir dönemde imzalandı. İran’la sınırı bulunan Pakistan ve Türkiye, çatışmanın büyümesini önlemek için güçlü nedenlere sahip. Pakistan, büyük Şii nüfusunu ve Tahran’la hassas ilişkilerini yönetmek zorundayken, Türkiye ve İran bölgenin diğer noktalarında rekabet etmelerine rağmen Kürt ayrılıkçılığı konusunda ortak endişeleri paylaşıyor.
Savaş sırasında Tahran, sivil altyapı, enerji tesisleri ve ABD çıkarları dahil Suudi Arabistan’daki hedefleri defalarca vurdu. 8 Nisan’da yürürlüğe giren ateşkesten sonra İran’ın doğrudan saldırıları büyük ölçüde azalsa da Yemen ve Irak’taki İran destekli gruplar krallığı hedef almaya devam etti. Riyad, savaşın en sesli karşıtlarından biri olarak ABD Başkanı Donald Trump’ı İran’a karşı tırmanmaktan alıkoymaya çalışıyor. Ancak Suudi Arabistan’ın birçok cepheden maruz kaldığı saldırılar, yetkililer arasında artan bir endişeye yol açtı.
SAVAŞIN GENİŞLEME RİSKİ VE YENİ DENGE
Suudi bir yetkili Perşembe günü yaptığı açıklamada, krallığın Irak ve Yemen’deki İran destekli milislerin İran Devrim Muhafızları Ordusu desteğiyle büyük ve koordineli bir saldırısına hazırlandığını bildirdi. Tahran’ın Körfez ülkelerine, ABD saldırılarının yenilenmesi durumunda bölgedeki enerji veya tuzdan arındırma tesislerine yönelik misilleme yapılacağı uyarısında bulunduğu da aktarıldı. Cuma günü Mekke’de imzalanan anlaşma bu nedenle Tahran’a açık bir mesaj niteliği taşıyor: Suudi Arabistan’a yönelik büyük bir saldırı, paktın devreye girmesine, Pakistan ve Türkiye’nin çatışmaya dahil olmasına ve savaşın önemli ölçüde genişlemesine yol açabilir.
Tahran’dan gelen tepkiler anlaşmadan duyulan memnuniyetsizliği ortaya koydu. İranlı üst düzey bir yetkili, bu anlaşmanın Suudi Arabistan’ın güvenliğini garanti altına almayacağı uyarısında bulundu. İran parlamentosunun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi üyesi İbrahim Rızai, X platformundaki paylaşımında, “Suudiler, Türkiye ve Pakistan ile yapılan bir kağıt anlaşmasının kendilerine güvenlik getirmeyeceğini anlamalı; tıpkı on yıllardır Amerikalılara tek taraflı bağımlılığın getirmediği gibi” ifadelerini kullandı. Anlaşma, bu ülkeler arasındaki derinleşen askeri bağları da pekiştiriyor. Suudi Arabistan ve Pakistan, İran’ın Suudi topraklarını doğrudan hedef almaya başlamasından önce geçen Eylül ayında resmi bir karşılıklı savunma paktı imzalamıştı.