Başkan Donald Trump’ın İran ile yaşadığı kriz, görsel bir yanılsama olan Penrose merdivenlerini andırıyor; sürekli yükselip alçalıyor ama sonuçta aynı noktaya varıyor. Trump’ın içinde bulunduğu çıkmaz, kesin bir çıkış vaat etmeyen bir savaşı başlatmasının ve çatışmanın nedenlerini ele almayan bir mutabakat zaptı hazırlamasının doğrudan sonucu olarak ortaya çıktı. Çarşamba günü geç saatlerde, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına yönelik saldırılarına karşı ABD’nin düzenlediği yeni hava saldırılarının ardından duman dağılırken Trump, tanıdık bir ikilemle karşı karşıya kaldı. Potansiyel olarak yüksek insani, ekonomik ve siyasi maliyetlere katlanarak savaşı tırmandırıp İran’a en büyük kozu veren yeni statükoyu mu kıracak? Yoksa İran’a sırf müzakere masasına oturmak için milyarlarca dolar ödeyen kusurlu bir ateşkesi canlandırmaya mı çalışacak?
TRUMP’IN İMZALADIĞI MUTABAKAT ZAPTI ÇÖKTÜ
Trump’ın Tahran’la imzaladığı ve sadece kendisinin yapabileceği bir anlaşma olarak selamladığı mutabakat zaptından sadece üç hafta sonra patlak veren son gerilim, ABD’nin savaş çabalarının şu ana kadarki genel anlamsızlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Trump, yeni bir füze ve hava saldırısı dalgası başlatarak, ilk savaşın yol açtığı hasarı düzeltmek için adeta ikinci bir savaşı riske atmış oldu: İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü. İran’ın deniz taşımacılığına yönelik saldırıları, baskıcı rejimin hayatta kalmasının yanı sıra savaştan elde ettiği en büyük kazanım olan bu kozu koruma kararlılığını ortaya koydu. Tahran, kritik petrol ve gaz geçiş rotasını geçiş ücretleri alarak bir gelir kaynağına dönüştürmek istiyor. Birkaç gemiye yönelik saldırılar, gemileri yalnızca tercih ettikleri rotalarda seyretmeye zorlayarak İran’ın bölgedeki hakimiyetini pekiştirmeyi amaçlıyor gibi görünüyor. Saldırılar ve ABD’nin misillemesi, mutabakat zaptıyla çelişiyor gibi dursa da belgenin bu kadar muğlak, yaptırımdan yoksun ve İran’ın niyetleri konusunda saf olması, bu kadar çabuk başarısız olmasını şaşırtıcı kılmıyor.
TRUMP’IN ASKERİ VE EKONOMİK SEÇENEKLERİ
Trump’ın NATO zirvesi için gittiği Türkiye dönüşünde mutabakat zaptının “bittiğini” açıklaması ve İran’ı “kaçık” olarak nitelendirmesi, stratejik tutarsızlık izlenimini derinleştirdi. Öngörülemeyen yeni bir plan olmadığı sürece Trump’ın seçenekleri oldukça dar ve işe yaramayabilir. Büyük çaplı bir tırmanış emri verebilir; İran’ın işgali düşünülemez olsa da sivil altyapıya veya enerji santrallerine hava saldırıları düzenlemeyi ya da boğaz boyunca kıyı bölgelerini işgal etmeyi değerlendirebilir. Bir diğer olasılık ise İran’ın Hark Adası’ndaki petrol tesislerini ele geçirmek için bir operasyon düzenlemek. Ancak maliyetler çok yüksek olabilir ve mutabakat zaptını imzalarken kaçınmaya çalıştığı ekonomik tepkiyi tetikleyebilir. Deniz piyadeleri veya özel kuvvetlerin Hark Adası’na saldırısı, yüksek ABD kaybı riski taşıyor. Her halükarda, ABD’nin herhangi bir tırmanışı boşlukta gerçekleşmeyecek; İran’daki hedeflerin genişletilmesi, ABD’nin Körfez’deki müttefiklerine ve bölgesel üslerine misilleme saldırılarına yol açabilir. Petrol ve gaz tesislerinin hedef alınması, küresel bir enerji krizini tetikleme potansiyeli taşıyor. Trump, savaş sırasında siyasi duruşuna zarar veren ve Cumhuriyetçi Parti’nin ara seçim öncesi şansını zora sokan yüksek benzin fiyatlarının geri dönmesiyle içeride de bir tepkiyle karşılaşabilir.
SORUNUN KÖKÜNDEKİ YAPISAL HATA
Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi’nin önde gelen Demokrat üyesi Adam Smith, Trump’ın içinde bulunduğu ikilemin, “işi bitirme” çağrıları yapan şahinlerin ne kadar yanılgı içinde olduğunu gösterdiğini belirtti. Smith, “İran’ı kıracak noktada işi bitiremeyeceksiniz. Bu savaşı başlatma argümanının en başındaki kusur buydu. Şimdi bu çukurun içindeyiz” dedi. Emekli Amiral James Stavridis ise Trump’ın en iyi hamlesinin İran’daki ekonomik hedeflere yönelmek olabileceğini söyledi. Stavridis, “Bıçak dövüşüne bıçakla gidiyoruz ama silahımız da var. Hark Adası’nı fethedemeyiz ama abluka altına alabiliriz. Bu, İran ekonomisinin sonu olur” ifadelerini kullandı. Stavridis sözlerine, İran’ın sert bir misilleme potansiyeline dikkat çekerek temkinli bir not düştü.
TRUMP’IN DİĞER SEÇENEĞİ: SAVAŞTAN ÇEKİLMEK
Bir diğer olasılık ise Trump’ın savaştan tamamen çekilmesi ve dünyayı tartışmalı bir Hürmüz Boğazı gerçeğiyle baş başa bırakması. Bu, enerjinin daha pahalı hale gelmesi ve gemiler için daha tehlikeli bir geçiş anlamına gelecek. Piyasalar buna uyum sağlayabilir ancak Trump, ABD’yi ekonomik sonuçlardan koruyamayacak. Sorunu görmezden gelmek, başkan için utanç verici bir yenilgiyi tescilleyecek ve ABD gücüne dair küresel algıyı zedeleyecek. İran, savaştaki en büyük kozunu sürekli olarak sergileyebilecek. Bu fırsat o kadar değerli hale geldi ki, İran’ın yeni yöneticileri milyarlarca dolarlık yaptırım muafiyeti ve yeniden inşa fonu sağlayacak bir anlaşmayı riske attı. İş adamları tarafından yönetilen bir yönetimin, Ukrayna’da zaten sarsılmış olan “herkesin maddi kazançla ikna edilebileceği” varsayımı giderek daha da zayıflıyor. Ancak İran’ın bu yaklaşımı ciddi riskler de taşıyor. Kozlarını fazla zorlamaları, bölgesel olarak ABD’nin sertleşen tutumuna verilen desteği artırabilir ve rejim içinde, müzakere etmek isteyen ılımlı meslektaşlarını itibarsızlaştırmaya çalışan Devrim Muhafızları ile daha milliyetçi gruplar arasındaki bölünmeleri ortaya çıkarabilir.
SINIRLI SEÇENEKLER VE GERÇEKLİKTEN KOPUK SÖYLEMLER
Trump’ın Çarşamba günkü saldırıların ardından sosyal medyada “Tekrar olursa, çok daha kötü olacak” tehdidini savurması, sınırlı seçeneklerinin bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Ancak İran, savaşın başlarında çok daha yoğun ve agresif ABD-İsrail bombardımanı sırasında bu tür uyarılara boyun eğmemişti. Türkiye dönüşünde uçakta gazetecilere konuşan Trump, “Bir süre önce aradılar, o kadar çok anlaşma yapmak istiyorlar ki” diyerek aylardır tekrarladığı ancak hiçbir zaman gerçekleşmeyen bir nakarata döndü. Trump zaman zaman sadece İran’a karşı değil, gerçekliğe karşı da savaş yürütüyor izlenimi veriyor.