Vince Gilligan’ın “Pluribus” adlı yeni bilim kurgu dizisi, ikinci ekran izleme alışkanlığına meydan okuyarak izleyicinin tüm dikkatini talep ediyor. “Breaking Bad”in yaratıcısının bu yapımı o kadar merakla bekleniyordu ki ilk bölüm yayınlandığında Apple TV sunucularının çöktüğü bildirilmişti. Eleştirmenlerin hedef kitlesinde olmama rağmen diziyi izlemek için epey bekledim ve spoiler’lardan mucizevi şekilde kaçınmayı başardığım için şanslıyım, çünkü bu bilim kurgu draması en az ön bilgiyle deneyimlenmeli. Kimi yorumcular aksiyon dolu pilot bölümden sonra temponun düştüğünü söylese de “Pluribus” her sahne, her sürpriz ve her açığa çıkışla hikâyenin momentumunu artırıyor; nihai ödül beklemeye değer. En önemlisi, hikâye kasıtlı olarak görsel detaylar ve kaçırırsanız kaybedeceğiniz anlarla ilerliyor. Tıpkı geçtiğimiz on yılların en iyi prestij dizileri gibi, yapımcılar izleyicinin sadece tüketmek yerine gözlemlemesine güveniyor.
GÖRSEL ZENGİNLİK VE HİKÂYE ANLATIMI
“Pluribus” görsel olarak nefes kesici: uçsuz bucaksız çöl manzaraları, kentsel alanlar ve şehir siluetleri, hem tanıdık hem de rahatsız edici bir dünyaya fon oluşturuyor. Hikâyenin merkezinde ise “Better Call Saul” oyuncusu Rhea Seehorn’un muhteşem bir performansla canlandırdığı çok satan fantastik romantik roman yazarı Carol var. Gizemli bir uzaylı iletisi, insan varoluşunun ve kolektif bilincin biçimini neredeyse bir gecede değiştirdiğinde, yazar kendini duygusal ve psikolojik olarak yaralanmış buluyor. Carol’ın kaderi, dünyanın dört bir yanına dağılmış bir avuç insan tarafından paylaşılıyor. İnsan ırkının geri kalanı ise onları tek bir varlıkta birleştiren bir kollektif zihin olan “Katılım” tarafından bir arada tutuluyor.
UZAYLI İSTİLASINDAN FARKLI BİR YAKLAŞIM
“Pluribus” tipik uzaylı istilası anlatısına yaslanmıyor; yıkım yerine uzaylılar sevgiyi, barışı ve ekolojik restorasyonu temsil ediyor. Büyük bir bilim kurgu öncülünün içinde yer alan sıradan bir Amerikalı kadın olan Carol, sefalet, yalnızlık, keder, kafa karışıklığı ve hayatta kalma içgüdüsünden oluşan patlayıcı bir karışım taşıyor. Uzaylılarsa onun sadece mutlu olmasını istiyor.
İNSAN OLMANIN ANLAMI ÜZERİNE SORULAR
“Pluribus”u bitirdikten günler sonra, bilim kurgu mekanizmalarından çok, sanat, bireysellik, topluluk ve aidiyet hakkındaki temel soruları düşünüyordum. İnsan olmanın zor yanlarının yerini rahatlık aldığında neyi kaybederiz? Belki de bizi insan yapan gerçekten kusurlarımız, çelişkilerimiz, dağınık duygularımız ve hatta yalnızlığımızdır.