DSÖ, kısırlık konusundaki raporunda, bu sorunun milyonlarca insanı etkilediğinin altını çizdi. Rapor, dünya genelindeki üreme çağındaki her altı kişiden birinin yaşamı boyunca kısırlık deneyimi yaşayabileceğini belirtirken, “Kısırlık, 12 ay veya daha uzun sürede düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde edilememesi olarak tanımlanan erkek veya kadın üreme sisteminin bir hastalığıdır” ifadesine yer veriyor. Kısırlığın erkek, kadın veya açıklanamayan nedenlerden kaynaklanabileceği belirtildi. Tedavi yöntemleri arasında tüp bebek (IVF) ve diğer tıbbi destekli üreme yöntemleri bulunduğu aktarıldı.
KISIRLIĞIN KAYNAKLARI
Rapor kapsamında kısırlığın kaynaklarına dair çeşitli tespitlere yer verildi. Erkeklerde kısırlık, “meninin dışarı atılmasındaki sorunlar, sperm yokluğu veya düşüklüğü ya da spermin anormal şekil (morfoloji) ve hareket (motilite) özelliklerinden” kaynaklanabiliyor. Kadınlarda ise kısırlığın, “yumurtalıklar, rahim, fallop tüpleri ve endokrin sistem gibi çeşitli anormalliklerden” kaynaklanabileceği ifade edildi. Ayrıca, kısırlık birincil ve ikincil olarak sınıflandırılabiliyor; birincil kısırlık daha önce gebelik yaşamamış olanlar için, ikincil kısırlık ise daha önce en az bir gebelik geçirmiş olanlar için geçerli. Kısırlık bakımının ise, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde hâlâ bir zorluk teşkil ettiği kaydedildi.
KADINLARDA KISIRLIĞA NEDEN OLAN FAKTÖRLER
Kadın üreme sistemindeki sorunlar, “tedavi edilmeyen cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan, güvenli olmayan kürtaj, doğum sonrası sepsis veya karın cerrahisinin komplikasyonları nedeniyle oluşan tıkalı fallop tüplerine kadar” birçok facetten kaynaklanabiliyor. Bunun yanı sıra “iltihaplı, doğuştan anormallikler ya da iyi huylu rahim bozuklukları, polikistik over sendromu ve diğer foliküler bozukluklar gibi yumurtalık bozuklukları” da kısırlığa yol açabiliyor.
ERKEK ÜREME SİSTEMİNDEKİ SORUNLAR
Erkeklerde de kısırlıkla ilgili olası sorunlar; “üreme kanalındaki tıkanıklık, meninin atılmasında işlev bozuklukları ve hormonal bozukluklar gibi” faktörlere bağlı olarak gelişebiliyor. Tıkanıklıklar, genellikle “genital bölgedeki yaralanmalar veya enfeksiyonlardan kaynaklanırken, hormonal dengesizlikler de sperm üretimini etkiliyor.” Ayrıca, “anormal sperm morfolojisi ve motilitesi” gibi durumlar doğurganlık üzerinde olumsuz bir etki yaratabiliyor. Yaşam tarzı unsurları, çevre kirleticileri ve toksinler de doğurganlığı etkileyebiliyor.
KISIRLIKLA MÜCADELE YÖNTEMLERİ
Rapor, kısırlıkla mücadele adına gerekli önlemlere vurgu yaparak, “Her bireyin en yüksek fiziksel ve ruhsal sağlık standardına sahip olma hakkı vardır. Bireyler ve çiftler, çocuklarının sayısına ve zamanına karar verme hakkına sahiptir” ifadelerini kullanıyor. Heteroseksüel çiftler, eşcinsel partnerler, yaşlılar ve bazı tıbbi rahatsızlıkları bulunan bireylerin kısırlık yönetimi ve doğurganlık bakımı göz önüne alındığında çok çeşitli kişilere bu hizmetlerin gerekli olduğu belirtiliyor.
KISIRLIĞIN SOSYAL ETKİLERİ
Kısırlıkla mücadele etmenin cinsiyet eşitsizliğini azaltabileceği de belirtiliyor. Sorunun daha çok kadınlarda yoğunlaşmasının toplum tarafından kısırlıkla ilgili algıyı olumsuz etkilediği, “kısır kadınların sosyal açıdan damgalanma, ruhsal sorunlar ve toplumsal baskılara maruz kalabileceği” kaydediliyor. Ayrıca, “kısırlığın nedenleri ve yaygınlığına dair farkındalık yaratma” gerekliliği öne sürülüyor.