Her geçen gün biraz daha büyüyen mülteci krizi, Avrupa Birliği’ni Türkiye ile masaya oturmaya zorladı. Peki, iki taraf arasındaki pazarlıklarda neler konuşuldu? İşte 10 soruda Türkiye ile AB arasındaki mülteci pazarlıkları…
-Avrupa Birliği (AB) Türkiye’den ne istiyor?
AB, her şeyden önce artık hayati bir sorun hâline gelen mülteci krizinin bir an önce çözülmesini istiyor. Bunun için yapılabilecek en mantıklı şeyin ise mültecilerin AB sınırlarına girmeden durdurulması olduğuna inanıyor. Dolayısıyla AB, Türkiye’nin bir nevi mülteci toplama merkezi olmasını istiyor. Bunun için Türkiye’den talep ettikleri şeylerin başında ise mültecilerin belirli standartlara göre kayıt altına alınması ve ülkeye entegrasyonunun sağlanması geliyor. Öte yandan AB sınırlarına Türkiye üzerinden giren bütün mültecilerin hızlı bir şekilde iade edilmesini sağlayacak bir geri kabul anlaşmasının imzalanması da son derece önemli. Türkiye’de 6 yeni mülteci merkezinin açılması, AB’ye yönelik mülteci trafiğini azaltmak için Türkiye’deki sahil güvenlik güçlerinin kapasitesinin artırılması, insan tacirleriyle mücadele konusunda Türkiye’nin daha etkin bir şekilde çalışması, Frontex ile koordinasyonun güçlendirilmesi ve Türkiye’nin Yunanistan ve Bulgaristan ile sınır güvenliği konusunda işbirliğinin artırılması AB’nin diğer talepleri.
-Türkiye AB’den ne istiyor?
Suriye kökenli mültecilerin son 3 yılda ülke ekonomisine maliyeti 7,5 milyar dolardan fazla. Türkiye her şeyden önce bu maliyetin AB üyesi ülkeler tarafından paylaşılmasını istiyor. Öte yandan, 50 yıldır AB’ye üye olmak isteyen bir ülke olmasına rağmen bu konuda ciddi bir mesafe alınabilmiş değil. Son yıllarda başta Kıbrıs Rum Kesimi ve Fransa olmak üzere çeşitli üye ülkelerin ambargoları nedeniyle müzakerelerde yeni fasıllar açılamıyor. Türkiye, AB’yi talep eden pozisyonunda hazır yakalamışken 5 yeni faslın müzakereye açılmasını istiyor. Ankara’nın diğer talepleri ise Türkiye’nin AB zirvelerine davet edilmesi ve ilerleme raporunun seçimin sonrasına ertelenmesi.
-Vizeler kaldırılacak mı?
Türkiye tarafında en çok merak edilen konuların başında, şüphesiz, Türk vatandaşlarına Shengen vizesinin kaldırılıp kaldırılmayacağı geliyor. Daha müzakereler başlamadan, hükümete yakın medya organlarında vizelerin kaldırılacağına dair haberler çıkmaya başlamıştı. Ancak bu konuda ciddi bir adım atılmış değil. Neticede Türk vatandaşlarına vizelerin kaldırılmasını isteyen bir tek AB üyesi ülke bile yok. Esasen bu AB tarafında tartışma konusu bile edilmiyor. Konuşulan tek şey mültecilerin Türkiye’ye iade edilmesini garanti altına alacak geniş kapsamlı bir ‘Geri Kabul Anlaşması’ yapmak. Bu anlaşma karşılığında vizelerin 2017’de kısmen kaldırılması gündeme gelebilir. Ancak bu vizelerin Türkiye vatandaşı olan herkes için kaldırılması anlamına gelmiyor. İlk aşamada, işadamlarına, yatırımcılara, gazetecilere, sporculara ve öğrencilere kolaylık sağlanması planlanıyor.
-Türkiye ne kadar para alacak?
AB, daha önce üyelik müzakereleri kapsamında ödenen fonlarla birlikte Türkiye’ye 1 milyar Euro vermeye hazır olduğunu açıklamıştı. Ancak bu miktar Türkiye tarafından kabul görmemişti. Ankara’nın, müzakereler kapsamında ödenen fonların dışında 3 milyar Euro ilave destek talep ettiği ifade ediliyor. Esasen mülteci krizinin AB’ye maliyeti bundan çok daha fazla. Başta Merkel olmak üzere bazı AB’li yetkililer bu miktarı vermeye sıcak baksa da henüz bu konuda bir anlaşmaya varılabilmiş değil. Her şey AB Komisyonu’nda verilecek karara bağlı. Öte yandan bu miktar verilse bile bir plana bağlı olarak önümüzdeki birkaç yıla yayılacak ve AB tarafından sıkıca denetlenecek. Söz konusu paranın mülteciler dışında herhangi bir şeye harcanması mümkün olmayacak.
-Müzakerelerde yeni fasıl açılacak mı?
Üyelik müzakerelerinin başladığı 3 Ekim 2005’ten bu yana 33 müzakere faslından sadece biri tamamlanabildi. Toplamda 14 fasıl görüşmeye açılırken 19 fasıl henüz görüşmeye dahi açılmadı. Hâliyle yeni müzakere fasıllarının görüşmeye açılması Türkiye’nin talepleri arasında yer alıyor. Ankara’nın AB’den 5 faslı görüşmeye açmasını istediği belirtiliyor. Buna karşılık AB, zaten büyük oranda hazır olan 17 fasıl dışında bir fasıl açmaya sıcak bakmıyor. Nitekim başta Kıbrıs Rum Kesimi olmak üzere şimdiye kadar yeni fasılların açılmasını engelleyen ülkeler de bu konuda tutum değiştirmiş değil. Hâliyle kısa vadede bu konuda önemli bir ilerleme beklemek aşırı iyimserlik olur.
-Türkiye, AB zirvelerine davet edilecek mi?
Türkiye ‘üyelik müzakeresi yapan ülke’ sıfatına sahip olmasına rağmen 2006’dan bu yana AB zirvelerine davet edilmiyordu. Geçen haftaki pazarlıklar boyunca Ankara’nın Brüksel’den talep ettiği şeylerden biri de buydu. Bu, AB’nin en rahat kabul edebileceği taleplerden biri. Nitekim AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker ve AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’un bu talebe soğuk bakmadığı ifade ediliyor. Ancak henüz kesin bir söz verilmiş değil. AB’li yetkililer konuyu kendi aralarında görüşeceklerini söylemekle yetiniyor.
-İlerleme raporu ne oldu?
AB her yıl ekimde Türkiye’ye dair bir ilerleme raporu yayımlıyordu. Bu yıl raporun 14 Ekim’de yayımlanacağı açıklanmıştı. Ancak söz konusu rapor önce 21 Ekim’e, ardından 1 Kasım seçimleri sonrasına ertelendi. Son yıllardaki ilerleme raporlarında Türkiye’ye dair çok sert eleştiriler yer alıyordu. Türkiye’deki antidemokratik gelişmelerin kınandığı raporlar hükümetin AB nezdindeki imajına zarar veriyordu. Hâliyle seçimler öncesinde yayımlanacak eleştiri dozu ağır bir rapor AKP hükümetine zarar verecekti. Bu yüzden raporun seçimler sonrasına bırakılması gündeme geldi. Öte yandan Ankara’nın ilerleme raporundaki eleştiri dozunun da azaltılmasını istediği ifade ediliyor.
-Türkiye ‘güvenlikli ülke’ kabul edilecek mi?
Avrupa Birliği, demokrasinin düzgün bir şekilde çalıştığı, insan haklarına saygı gösterilen, siyasi davaların bulunmadığı ve silahlı çatışmaların yaşanmadığı ülkeleri güvenlikli ülke olarak kabul ediyor. Türkiye henüz bu statüye sahip değil. Pazarlık masasında Ankara’nın taleplerinden biri de güvenlikli ülke statüsünün verilmesi. Fakat bu talep AB için bazı ilkesel sorunlara neden oluyor. Her şeyden önce Türkiye’nin güvenlikli ülke kabul edilmesi, ileri demokrasimizin(!) AB tarafından tescil edilmesi anlamına geliyor. PKK ile silahlı çatışmaların şiddetlenerek devam ettiği, siyasi davaların her geçen yıl katlanarak arttığı, özgür basın ve sivil toplum üzerindeki baskıların ayyuka çıktığı bir dönemde, Türkiye’ye güvenlikli ülke statüsü verilmesi, AB’nin temel ilkelerine aykırı. Bununla birlikte, mülteci krizinin ciddiyeti AB’yi ilkesel bir sapmaya zorlayabilir. Nitekim Merkel, Türkiye’ye güvenlikli ülke statüsü verilmesini ‘ilkesel olarak yanlış bulmadığını’ açıkladı. Türkiye’ye söz konusu statünün verilmesi hâlinde, AB’ye iltica başvurusu yapan veya siyasi saiklerle haklarında açılan adli kavuşturmalar yüzünden AB’ye sığınan Türk vatandaşları iade edilebilecek.
-Merkel neden Türkiye’ye geldi?
Türkiye ile AB arasındaki mülteci pazarlıkları henüz tam anlamıyla neticelenmemişken Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye’yi ziyaret etmesi doğal olarak beraberinde bazı soru işaretlerini de getirdi. Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduğunu dile getirmekten çekinmeyen Merkel’in ziyaretinin üyelik müzakerelerine yeni bir ivme kazandırmak maksadı taşımadığı kesin. Öte yandan Merkel’in ziyareti başta Almanya olmak üzere Avrupa’da birçok kesim tarafından giderek otoriterleşen Erdoğan yönetimine seçimler öncesinde destek olarak yorumlandı. Bu durumda “Merkel Türkiye’yi neden ziyaret etti?” sorusu daha da önem kazanıyor. Cevap ise mülteci krizinin derinliğinde ve Merkel’in uluslararası ilişkilerdeki reel politik anlayışında saklı.
-Anlaşma sağlanırsa mülteci krizi sona erer mi?
Türkiye ile AB’nin her konuda anlaştığını farz edelim. Şu hâlde Avrupa’nın karşı karşıya olduğu mülteci krizi sona erer mi? Bu soruya olumlu cevap vermek çok zor. Nitekim söz konusu kriz daha uzun yıllar devam edecek gibi gözüküyor. Her şeyden önce Suriye’deki savaş tamamen bitmediği ve Suriye topraklarına yeniden barış hâkim olmadığı sürece mülteci sorunu devam edecek. Diğer yandan Türkiye’de kalmak istemeyen mülteciler her ne önlem alınırsa alınsın mutlaka bir yolunu bulup Avrupa’ya gidecektir. Neticede ölümü göze alan insanlardan bahsediyoruz. Öte yandan, şu an Avrupa’da bulunan yüz binlerce mülteci de ailelerini Avrupa’ya getirmek isteyecektir.