Onlarca yıllık bir istihbarat raporu, sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Bazı kullanıcılar, ABD istihbaratının 20. yüzyılın ortalarında kanser tedavisini bulup sakladığı yönünde iddialarda bulundu. Uzmanlar ise bu belgeyle ilgili ortaya atılan iddialar ile belgede yer alan gerçekler arasında önemli farklılıklar bulunduğuna dikkat çekiyor. Yeniden gündeme gelen CIA belgesi, yaklaşık 75 yıl önce potansiyel bir kanser tedavisinin incelendiğini ortaya koyuyor. Şubat 1951’de oluşturulan bu belgenin, 2014 yılında gizliliği kaldırılarak yayımlandığı biliniyor. Ancak sosyal ağlarda yeniden paylaşılmasının ardından dikkatler üzerine yoğunlaştı. Uzmanlar, belgenin içeriği ile sosyal medya yorumları arasındaki farklılığın halk sağlığı açısından önemli sonuçlar doğurabileceği görüşünde.
CIA’İN ARŞİVLEDİĞİ BELGE NE SÖYLÜYOR?
1951 tarihli belge, Sovyet bilim insanlarının parazit kurtlar ile kanserli tümörler arasındaki ilişkiyi analiz eden bir araştırmanın özetini içeriyor. Rapor, bu iki yapının benzer metabolik ortamda geliştiğini ve enerji depolamak için glikojeni yüksek oranlarda biriktirdiğini öne sürüyor. Soğuk Savaş döneminde, CIA’in yabancı bilimsel araştırmaları düzenli olarak takip etmesi genel anlamda bir istihbarat uygulaması olarak değerlendiriliyordu. Belgenin 2014 yılından beri CIA’in resmi web sitesinde herkese açık olarak bulunduğu, yeni değil, aksine bilinen bir gerçek. Belgenin üst kısmında, “Bu değerlendirilmemiş bilgidir.” ifadesinin yer alması, CIA’in bulguları onaylamadığını gösteriyor. Makalenin yazarı, 1950 yılında Leningrad’da yayımlanan Priroda dergisinde çalışmasını yayımlayan Profesör V.V. Alpatov. Alpatov, konak canlı içinde yaşam süren endoparazitlerle kötü huylu tümörlerin benzer bir metabolik profile sahip olabileceğini öne sürüyordu.
TARTIŞMANIN MERKEZİNDEKİ KİMYASALLAR
CIA raporunda bahsedilen maddelerden birisi, Alman kimyager H. Mauss’un 1938 yılında geliştirdiği Myracyl D adlı ilaçtır. Bu bileşik, paraziter bir hastalık olan “bilharzya” tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılmış ve Sovyet araştırmasına göre tümörler üzerinde de belirli etkiler gösterdiği iddia ediliyordu. Ayrıca, DNA ve RNA’nın yapı taşlarından olan guanine benzeri “Guanozolo” adlı bir bileşiğin, laboratuvar deneylerinde nükleik asitlerin üretimini baskılayarak farelerde tümör hücrelerini kontrol edebildiği belirtilmişti. Araştırmada, “atebrin” kimyasının iki farklı moleküler biçiminin tümörler ve parazitler üzerinde etkileri incelenmiş ve bazı tümör dokuları ile parazitlerin belirli kimyasal formlara daha duyarlı olması, araştırmacıların bu iki yapı arasında biyolojik benzerlik olduğuna yönelik düşüncelerini pekiştirmişti. Yazarlar, kanserin hücre içindeki kimyasal denge ve enzimler ile proteinlerle ilgili değişimlerden kaynaklanabileceğini savunuyordu.
SOSYAL MEDYADAKİ İDDİALAR
Belgenin yeniden paylaşılması, sosyal medya platformlarında komplo teorilerini canlandırdı. Bazı kullanıcılar, CIA’in “kanserin parazit olduğunu bildiğini” veya bir tedavinin bilinçli şekilde saklandığını iddia etti. Ancak uzmanlar, bu tür yorumların belgede yazılı olanlarla tutarlı olmadığını belirtiyor. CIA, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’ne ait birçok bilimsel çalışmayı düzenli olarak “gizli” etiketleyerek sınıflandırıyordu. Alpatov’un makalesinin tedavi gizlemek amacıyla saklandığına dair herhangi bir kanıt bulunmuyor.
BİLİMSEL GERÇEKLER
Öte yandan bazı uzmanlar, araştırmanın temelini oluşturan fikrin altının tamamen boş olmadığını savunuyor. Boston College’dan kanser biyoloğu Dr. Thomas Seyfried, parazitler ile kanser hücrelerinin bazı enerji üretim mekanizmalarını benzer şekillerde kullandığını ve bu nedenle parazit ilaçlarının bazen tümörleri etkileyebileceğini ifade ediyor. Ancak laboratuvar veya hayvan deneylerinden insanlarda kanıtlanmış tedavilere ulaşmak oldukça zaman alıcı ve emek isteyen bir süreç. Parazit ilacı olarak bilinen İvermektin son yıllarda kanser araştırmalarında inceleniyor. Laboratuvar çalışmaları, ilacın kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlattığını ve bağışıklık sisteminin tümörleri tanıma yeteneğini artırabileceğini ortaya koyuyor. Cedars-Sinai Tıp Merkezi tarafından gerçekleştirilen erken aşama bir klinik çalışmada, metastatik üçlü negatif meme kanseri hastalarında İvermektin ile bağışıklık tedavi ilacının birlikte kullanımı denendi. Çalışmaya dahil olan sekiz hastadan birinde hastalığın stabil kaldığı ve altı hastada ilerleme görüldüğü, bir hastada ise kısmi yanıt elde edildiği gözlemlendi.
BİLİM İNSANLARINDAN UYARI
Diğer yandan, sosyal medyada bu iddialara yanıt veren bilim insanları, bu tartışmaların kanserin parazit olduğu anlamına gelmediğini belirtiyor. Böyle düşünmek, bireyleri yanlış yönlendirebilir. Uzmanlar, her kanser türünün kendine özgü olduğunu, tüm hastalıklarda aynı etkiyi gösterecek “sihirli bir formül” bulunmadığını ve henüz yeterince kanıtlanmamış ilaçların kullanımının durumu daha da kötüleştirebileceğini vurguluyor.