İzmir’de, yerel yönetimlerin yetersiz hizmetleri nedeniyle biriken çöpler, artan su krizi ve körfezdeki kirliliğin neden olduğu kötü koku, bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkmasına yol açtı. Uzmanların yaptıkları değerlendirmelere göre, bu olumsuz durumlar halk sağlığını tehdit eden ciddi sorunlara neden oluyor. İzmir İl Sağlık Müdürü Ayhan Kul, 4-10 Ocak Verem Eğitim ve Farkındalık Haftası çerçevesinde yapılan çalışmalar hakkında bilgi vererek, vatandaşların verem hastalığına karşı daha duyarlı olmalarını sağlamak istediklerini dile getirdi.
İZMİR’DE TUBERKÜLOZ VAKALARI ARTIYOR
Son yıllarda tüberküloz hastalığında küresel ölçekte ve Türkiye’de hafif bir artış görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ayhan Kul, “İzmir’de, her 100 bin kişide 11,5 tüberküloz vakası tespit edildi. Kentte, veremle mücadele eden 9 dispanser aracılığıyla bu sağlık hizmetini sunuyoruz. Bu dispanserlerde 2025’e kadar yaklaşık 25 bin muayene gerçekleştirildi, 7 bin 500 akciğer röntgeni çekildi ve 3 bin 600 test yapıldı. Ayrıca, 1400 kişiye sağlıklarını korumak amacıyla profilaksi tedavisi başlatıldı.” ifadelerini kullandı.
DUYARLI OLUNMASI GEREKİYOR
Doç. Dr. Kul, 2024 yılında 559, 2025’te ise 533 verem hastasına kayıt yapıldığını belirtti. Devam eden tedavi süreci hakkında da bilgi veren Kul, “324 kişinin tedavisi devam ediyor. İlimizdeki laboratuvarlarda 27 bin örnek tüberküloz açısından incelendi. Dr. Suat Seren Eğitim Araştırma Hastanesi erişkin tüberküloz hastalarının, Behçet Uz Eğitim ve Araştırma Hastanesi de çocukların tedavi sürecini üstleniyor. ‘BCG’ aşısı doğum sonrası tüm bebeklere uygulanmakta olup, gecikme olması durumunda ilerleyen günlerde de yapılabiliyor. Aşının uygulanmaması, tüberkülozun tüm vücuda yayılmasına ve ciddi hastalıklara neden olabiliyor. Bu nedenle, vatandaşların tedavilerini aksatmamalarını öneriyoruz.” şeklinde konuştu.
ETKİLİ TAKİP SÜRÜYOR
İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uzman Doktor Ali Emre Çetinkol, bazı dirençli vakalarda tedavi sürecinin bir yıla kadar uzayabildiğini ifade ederek, bu süreçte tedavisini yarıda bırakanların sağlık durumunda olumsuz gelişmeler yaşanabildiğini aktardı. Çetinkol, “Verem savaş dispanserlerinde hastalarımızı sürekli olarak gözetim altında tutuyoruz. Şu an tedavi gören 334 hastamızın ilaçlarını alma durumunu ya doğrudan görmekte ya da online sistem üzerinden takip etmekteyiz. Tüberküloz hastalığı hem bireysel hem de toplumsal açıdan büyük bir risk oluşturuyor. Bu nedenle yakından takip altındayız.” açıklamasında bulundu.
AŞILAR GÜVENLİDİR
Son zamanlarda çeşitli platformlarda aşılarla ilgili yanlış bilgilere yer verildiğini hatırlatan Dr. Çetinkol, tüberküloz aşısının hastalığı önlemediğine dair iddiaların yanı sıra otoimmün hastalıklara yol açabileceği yönündeki söylemlerin dolaşımda olduğunu söyledi. “Tüberküloz aşısı 1921 yılından beri dünya genelinde milyarlarca kez uygulanmaktadır. Bu aşının otoimmün hastalıklara neden olduğuna dair bir bilimsel kanıt yok. Tüm aşılar güvenli ve bağışıklama sürecine katkı sağlamaktadır.” ifadeleriyle durumu özetledi.
AŞININ ÖNEMİ VURGULANIYOR
Uzman Dr. Çetinkol, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tüberküloz aşısı uzun bir süredir kullanılan, yan etkileri oldukça az olan bir aşıdır. Cilt altına uygulanmakta ve aşı takvimi kapsamında 60 ile 90 gün arasında yapılmaktadır. Ancak altıncı aya kadar da uygulanabilir. Aşının amacı, özellikle bebekleri tüberküloz ve beyin enfeksiyonu olan menenjitten korumaktır. Bu tür enfeksiyonlar hayati tehlike yaratabilir. Aşıyı çocuklarımızın sağlığını korumak için yaptırmalıyız. Aşının bağışıklık sistemini düzenleyici etkileri de bulunmaktadır.” dedi.
then "Add to Home Screen"